TÜRK TAHRİB EDERSE DAHA İYİ Mİ OLACAK?

Unutmayın doğa sınır tanımaz, doğanın ulusu yoktur ve ekolojik sorunlar dediğimiz doğal yaşamı savunma mücadelesi de şu ya da bu ulusla sınırlı değildir, gezegen dünyanın her yerinde şirket denen büyük yok edici tarafından, kalkınma adına yok ediliyor. Dolaysıyla şirketin yerli ya da yabancı olması tahribat gerçeğini örtüyor. Oysa Bizim davamız şu ya da bu ulusun değil gezegenin hayat denen eşsiz varoluşun davası olmalı.

Yeryüzü basitçe insanoğlu için bir erzak deposu ve çöp kutusu değildir. Yeryüzü`nün felaketimiz pahasına gözardı ettiğimiz kendi gereksinimleri ve dinamiği vardır

Mary Mellor

Haşmet Demirel

Kazdağlarındaki tahribat her geçen gün daha da büyük bir öfkeye yol açıyor. Geçen yıl 5 Ağustosta orada su ve vicdan nöbeti için bir araya gelen binlerce insan Şantiyeyi basarak tepkilerini ortaya koymuş oldu. Bu arada biliyoruz ki Kazdağlarındaki dünyanın en özel bitki örtüsünü yok eden çok uluslu konsorsiyum adeta bir öncü kuvvet. Altının yanında bakır nikel gibi başka madenler de çıkartmak için ruhsat izni almış 40 şirket daha dünyanın oksijen kaynağı bakımından ikinci büyük ekolojik ortamını yok etmek için sıraya girmiş durumda. Arzu edilen kamuoyu destekleri konusunda eksikler olsa da bundan kaynaklı moral bozuklukları olsa da bu tahribata karşı son derece elverişsiz koşullarda gösterilen direniş ileriki yıllarda hep hatırlanacak.

Milli Dava Diyen Çarpık Anti Emperyalizmciler

Ancak bu olayı nedense adeta bir “milli dava” bir “kurtuluş savaşı” meselesine çevirme telaşındaki kazdağları Savunması adını taşıyan kesim ile eski maocu yeni ulusalcı THK (Türkiye Halk Kurtuluş Partisi) vb kesimler meselenin özünün oluşturan doğal yaşam alanının yok olması, oradaki köylerin hayat damarı sayılan temiz su kaynaklarının siyanürle zehirlenmesinin tüm suçlusu olarak şirketin Kanadalı olması gibi yansıtıyor. Bu çarpık antiemperyalizm algısı iki önemli şeyi ıskalıyor. Birincisi bu madeni işleten şirketin menşeinin çok da bir önemi yok, önem taşıyan olgu şirket denen zorbalık biçimi. Kapitalizmden soyutlanmış olan milliyetçilik anlayışı ile şirketin doğayı sömürmesi, insanları sömürmesi yani şirket eşittir bir dizi ihlal bahasına kazanç mantığını örten bu sahte antiemperyalizm, şirketin ulusal kökenine vurgu yapıp duruyor.

Eti Bakır “Milli” Ama Doğayı Tahrip Ediyor

Oysaki Eti Bakır işletmeleri ilk elden verilecek örneklerden, doğayı yok eden ve zehirleyen Eti Bakır işletmeleri milli bir kuruluş. Yani yerli bir şirket ama yabancı şirketten hiç farklı değil. Dolayısıyla burada asıl mesele şirket mantığı, asıl mesele doğanın tahribi, emeğin sömürüsü. Ha keza Gaziantep’te temiz suyun, bol oksijenin ormanların insan yaşamına kattığı bir sürü güzelliğin kaynağı olan sof dağı ve yaylası yerli taşocağı şirketleri tarafından geri dönüşsüz biçimde yok edildi.

Şirket Türk Olsa Tahribat Olmayacak mıydı?

Kazdağlarını yok eden şirket Kanadalı değil de Türk olsaydı-ki ortağı bir Türk şirketi- Kazdağları yok olmayacak mıydı? Kazdağlarındaki yaşam sermaye denen büyük yok edici tarafından ortadan kalkmayacak mıydı? Şu an kazdağları için Alamos Gold’dan bile daha tehlikeli olan Cengiz Holding türk şirketi ama o da siyanür kullanıyor, doğayı acımazsıca yok ediyor. Bu aptallar ordusunun arkaik ideolojik ahmaklıklarının anlayamadığı tam da bu. Yani şirket denen şeyin doğası. Rusyadaki devlet şirketleri Ulus Ötesi Kapitalist Şirketlerden daha mı az sömürücü. Hasılı bu mantıksızlığı ve ekolojik cehaleti daha bir çok örnekler yerle bir etmek mümkün ama dert ekolojik olmak değil sinekten yağ çıkarma mantığı ile örgütün propagandasını yapıp kendisine ekmek çıkartmak. Kısacası hareketi kendi amaçları için sömürmek.

Mesele Altının Çıkartılması mı Altının Yabancı bir Şirket tarafından Tamamı ile Temellük Edilmesi mi?

Şirket çıkardığı tüm altını Türkiyeye bıraksa sorun çözülecek mi. Yani esas mesele şirketin çıkartılan altının neredeyse tamamını kendisinin alması mı. Böyle salaklık, doğa mücadelesinin asıl derdini anlamakta zorlanmaktalar. Hâsılı emperyalizm karşıtı olacaksanız da bari kapitalizmden bağımsız bir emperyalizm olmadığını, çok uluslu şirketlere olan nefretimizin yabancı olmasından değil kapitalizmin bütün kötülüklerini bünyelerinde taşıyan doğaya ve insana yönelik bir suç abidesi olduğunu akılda tutun. Bu ahmakça milliyetçilikle de yeşilin her tonunu barındıran gezegen için verilen mücadeleyi gölgelemeyin.

İşçilerden Ekmek Yok Köylülerden Ekmek yok O Zaman Çevreci Görünelim

Eko sosyalistleri ve doğa savunuculuğunu içselleşitirmiş ve klasik marksizmle ekoloji düşüncesi arasında bağlantılar kuran bu ikisini düzgün biçimde bir araya getirebilen ve mücadeleye güzel bir renk güzel bir dinamizm kazandıranlstı tamamı ile dışarıda bırakıyorum. Ama türkiye de sosyalistlerin bir kısmı için doğa savunma mücadelesi aslında asli bir mesele değil, politik anlamda bir araç sadece. Yani klasik solculuk ekmek bulamadı, ee ne yapmak lazım o zaman “çevreci takılalım belki buradan ekmek çıkar” mantığı ile doğa savunma hareketine onun mantığını ideolojik duruşunu anlamadan, artık arkaik kalmış 68’li yılların ulusçu sosyalist algısını çevreci bir imaja yedirip çevre hareketini ve çevrecileri de, doğanın varolma savaşını da tamamı ile araçsallaştırııp kendi arkaik ve çarpık ideolojik zihinlerine dolgu malzmesi yapıyorla. Hal böyle olunca da komik bir biçimde ortaya altı şishane üstü tophane diyeceğimiz ideolojik olarak uyumsuz ve her yerden dikişleri patlayan komik bir ideolojik elbise çıkıyor.

Halkın Kurtuluş Partisi Denen Kara Gömlekliler Çetesi

Ve Halkın kurtuluşçuları gibi aslında MHP ile İP ile yanyana durması gereken solcu örgütler kendi faşist ideolojilerini ekoloji mücadelesine ve hareketine boca ediyor. Ama ekoloji hareketi bu dikişleri patlamış aslında düpedüz hitlerist bir bir Nasyonal Sosyalizm ideolojisine dolgu malzemesi olamayacak kadar güçlü bir teorik düşünsel donanıma sahip. O yüzden de bu kara gömleklileri kusuyor ve kusacaktır, Ekoloji hareketinin sekter değil kucaklayıcı olmasını da fazlası ile suistimal ediyorlar. Doğru olan doğa savunmacılığını sömürmek yerine kendi arkaik milliyetçi solcu görünümlü faşizmleri ile başka bir yerde varolmalıdırlar. batıda faşistler ile sol ekolojiler kesinkes ayrıştılar ama bizde ekoloji hareketinin hoşgörüsü nedeni ile hareketi sömüren bir rezalet içindeler.

Doğanın Ulusu Sınırı Yoktur

Unutmayın doğa sınır tanımaz, doğanın ulusu yoktur ve ekolojik sorunlar dediğimiz doğal yaşamı savunma mücadelesi de şu ya da bu ulusla sınırlı değildir, gezegen dünyanın her yerinde şirket denen büyük yok edici tarafından, kalkınma adına yok ediliyor. Bizim davamız şu ya da bu ulusun değil gezegenin hayat denen eşsiz varoluşun davası lütfen bunu aklınızın bir köşesine yazın.

Su ve Vicdan Nöbeti-İstanbul Koordinasyonu Ekolojik Ruhun Nabız Atışları

Bu arada orada gerçek bir doğa mücadelesi veren su ve vicdan nöbetçisi gençleri ise tüm kalbimle selamlıyorum. İşte o gençler sınıfsız, sömürüsüz, devletsiz, sınırsız bir doğa ülkesini var etmek için orada devletin çıkardığı bütün zorluklara göğüs gererek “Dünyaya Şirket Değil Orman Denir” diyerek yeni bir dünyanın habercisi olatak doğa denen hayvanı bitkisi börtüsü böceği ile devasa bir vatanı bir biyosfer ulusunu hasılı yeryüzü kardeşliğini bugünden oradaki çadırlarda inşaa ediyorlar. Duruşları ile Gerçekçi Ol İmkansız İste diyen 68 Kuşağı çok benziyor.

Ekolojik Yüz Akı Olarak İstanbul Dayanışması

Ha keza gerçek bir ekolojik yüz akı olan ve kürtlerin coğrafyası da yansa içi aynı oranda sızlayan tepeden tırnağa politik ekolojist duruşu ile Kazdağları İstanbul dayanışması bir kaç eski tüfek solcu görüntülü faşistin borazını fazla ötsed e Kazdağları Mücadelesinin asli özneleri bunlar. Ve bu rüzgar bu çakma solcu gerçekteyese kara gömleklilerin kızıl giymişleri olan Nasyonal Sosyalistleri süpürüp götürecek. Aldığım duyumlara göre oradaki genç canlara da sıkıntı vermekteylermiş o içi geçmiş koftilere pbuç bırakmaz o gençler. Bu ikincic dünya savaşında kalan kadro dergisi tarzı sözde solculul taslayan pörsükleri takmazlar çünkü onlar bir örümcek kuytusu bir baldıran otu bir gökyüzü feneri hasıl doğanın özgür çocukları. Bu içi geçmiş fosillere vız gelir tırıs gider onlara.

Zeen is a next generation WordPress theme. It’s powerful, beautifully designed and comes with everything you need to engage your visitors and increase conversions.

Foto Galeri

Daha Fazla İçerik
Nusaybindeki Yangın Söndürülemedi
MARDİN DE YANGIN KONTROLDEN ÇIKIYOR
%d blogcu bunu beğendi: