Charlie Hebdo

POST MODERNLİĞİN SOLA ETTİKLERİ YA DA HEBDO PALALARI NEDEN ÇİZEMEDİ

Mizah Otoriteyi alaşağı eder. Otoriteyi meşrulaştıran bir mizah gerçek bir mizah değildir. Olsa olsa mizah taklidi yapıyordur. Charlie Hebdoyu solun gözünde mazlum kılan bürosunun basılıp katliama maruz kalması oldu. Ama Hebdo bu katliam dolayı mazlum konumunda olsa da o aslında egemen sınıfın hizmetinde olan bir ideolojik aygıt. Hebdo Fransa gettolarında sömürülen aşağılanan mağribi göçmenleri küçümseyen, onları ezen bir zalim. O yüzden de aslında sempatiyi değil şiddetli bir eleştiriyi hak ediyor. O Charlie Hebdo Yahudilerle dalga geçen karikatürüstünü kovarken ifade özgürlüğünü kullanmadı. O Hebdo Orta Afrikayı elmas ve uranyum yatakları için işgal eden Fransız Devletine karşı üç maymunu oynadı. Hayır Hebdo mazlum değil zalimdir. Sol bu oyunda Le Penci göçmen düşmanlığının değil Mağribi proleteryanın safında yer almalıdır.

Solun kadim tarihi sınıflı toplumlar ile başlar. Bugün uygarlık denilen devletli şehirler aynı zamanda eşitsizliğin ve hiyerarşi ile oluşan sınıfsal tahakküme itirazlar ile akan bir ırmaktı. Ancak ne yazık ki bu kadim tarih din savaşlarından yorgun düşmüş, kilisenin özellikle engizisyon ile kurduğu baskıya duyulan tepkinin banyo suyu ile bebeği de dışarı atan bir aşırılık ile din denilen şeye, özellikle de Tek Tanrıcılığa yönelik bir olumsuzlama ile başkalaştı. Fransız Aydınlanması denilen ve son yıllara kadar da Aydınlanma sanki sadece bundan ibaretmiş gibi algılanan bu tavrın özgül bir tarihle ve özgün bir coğrafya ile olan irtibatı göz ardı edildi. Oysa İnsanlık için önemli bir kazanım kabul edeceğimiz sorgulayıcı akıl olarak kabul edeceğimiz aydınlanma tüm toplumlarda muhakkak din ile çatışkıya girmedi, ancak şunu da inkâr edemeyiz Aydınlanmanın akla yaptığı mutlak vurgu dinin gözden düşmesinde önemli bir etken oldu.

Bu anlattığım kısa ama artık arkaik kabul edeceğimiz tarihin belli bir anında donan Charlie Hebdo dergisi mizahı ağır bir hakaret biçiminde ortaya koyarak bu arkaik tarihten çıkamadı. Çıkamayınca da aslında solcu bir dergi iken Fransız Aşırı sağı ile aynı safta buluşuverdi. Kuşkusuz Hebdo için İnsanlığı baskılayan en önemli otorite olan dine karşı saldırıya geçmek, aynı zamanda bir başka tür faşizme karşı da mücadele anlamına gelmekteydi. Ancak Hebdo’nun mücadelesi onun arkaik yanılgısı ile birleşince Fransız gettolarında olağan şartlar da sınıfsal olarak sahiplenmesi gereken, ezen kapitalist düzene karşı isyanlarını ifade etmelerini sağlayacak Müslüman göçmenlere karşı solcu olarak değil egemen ve hükümran bir tavır içinde bir saçma inat ve kışkırtmaya dönüştü. Sonuç çöl rüzgârlarını arkasına almış bir bedevi öfkesi bu arkaik solcuların beyninde mermi çekirdekleri olarak patladı. IŞİD denen İslamo Faşist fanatizmden başka bir şey beklenmezdi. Hayır Papa gibi anneme küfrederseniz size tokat atarım diyerek IŞİD faşizmini, gaddae zulmü aklamayacağım. IŞİD dünya tarihinde nefretin din haline gelmiş biçimlerinden. Engizisyon zulmü ile İspanyadaki Katolik işgali ile Kilisenin Katar soykırımı ile aynıdır. Ve Aydınlanma tepkisinin anlaşılırlığını kanıtlıyor. Ancak IŞİD Hebdo’nun Aydınlanmacı IŞİDOLOJİSİ’ni haklılaştırmıyor. Sonuç olarak her ikisi de İmparatorluk denen şirketokrasi düzeninin medeniyetler savaşının dolgu malzemeleri. Aynı madalyonun iki yüzü ve İmparatorluk siyasetinin meşruiyet kaynağı. İslam coğrafyasındaki zulmü, orada yaşanan emperyalist işgali ideolojik olarak meşrulaştırmakta. Tam da bu yüzden Hebdo Asiliğin değil emperyalist egemenliğin dolgu malzemesidir.

Post Modern Kültüralizmin Solu İçeriksizleştirmesi

Sözde Anarşist/solcu Hebdo’nun göçmenlerin yani en diptekilerin, sınıfsal olarak en alta itilmişlere karşı orta sınıf faşizmi olarak tezahür eden İslamofobinin bir parçası değil, onun karşısında olması gerekirdi. Bu ters dönüşü izah etmek için post modernliğin yaratmış olduğu enkaza girmek gerekir. Ancak ondan önce sorulması gereken Anarşist, Solcu Hebdo Orta Afrika da Müslüman halkı Fransız Askerleri ile doğrayan palaları neden çizmedi diye sorgulayıp daha sonra mizah ile aşağılama arasında fark nerde şekillenir diye sormak gerekir.

Hiç kuşkusuz herkes gibi Müslümanlar da eleştirilebilir, inançları mizaha konu da edilebilir ancak bir inancın en önemli figürü olan Peygamberi en incitici bir biçimde resmetmek ne hiciv ve onun yaslandığı Karnaval ruhu ile örtüşür, ne de otoriteyi yerinden eden brt asice tavra. Tersine Hiciv belki de Bektaşi Fıkralarında ortaya çıkan tavırdır. Orada mizah da vardır, kulluğun Sufilik içinde kazandığı özgün bir duruşta. Ve dinin otoritesi ile de dalga geçilir üstelik. Ki zaten sorulması gerek şeylerden birisi de İslam dünyasının gülmeyi neden unuttuğu, Hebdo’yu gerçek bir mizah keskinliği ile yere çalmadığı da.

Mizah Aşağılamaktan Farklıdır

Ancak Hebdo mizah filan yapmadı Hebdo boğazımıza yumruk gibi İnen kara mizahın sivri mi sivri dilinden de uzaktı. Bir toplumun uğrunda ölecek kadar çok sevdiği birisini onu aşağılayarak çizmek hiç kimseyi güldürmedi. Tersine sonu acı biten bir soruna dönüştü. Dahası Hebdo Fransa’nın emperyalizmini, batının kibrini taşlayabilseydi ve Peygamberi aşağılamak yerine İslam dünyasını hatta İslamcılığı, daha da ötesi din olarak islamı iğneleyen karikatürler çizebilseydi o zaman Hebdo’yu anlayabilir ve yaptığı şeyi gerçek bir ifade özgürlüğü içinde değerlendirebilirdik. Ama olmadı Hebdo ucuz olana teslim olup ikiyüzlülüğün bir kural sayıldığı Batı dünyasında o emperyalist koroya römork olarak katıldı. İslam üzerine yüzlerce mizahi malzeme çıkarabilirdi ancak mizah aşağılama değildir.

Hebdo Palaları Neden Çizemedi

Bazı insanlar gerçek düşman olarak saygı duyacağımız kişilerdir mesela benim gözümde Ariel Şaron saygı duyduğum bir adamdır. Çünkü merttir, açık konuşur sözü dolandırmaz. Bir röportajında Şaron “Siyonizm’in pis işleri bitmedi diyordu”, bunu söylerken de İsrail ordusu Filistindeki Arapların evlerini başlarına yıkıyordu. Şaron hiç öyle insan hakları, demokrasi gibi süslü sözlerin ardına sığınmadan söyleyeceğini doğrudan söylüyordu. O bir Yahudi milliyetçisi olarak İsrail toprağının Filistinlilerden arınmasının mücadelesini verdiğini açık ve net olarak ifade etmekteydi. Öyle ki Araplara sizin petrolünüz varsa bizim de kibritimiz (yani nükleer silahlar) var diyecek kadar da Jabonitsyky’nin Demirden Duvarı ilkesine uygun bir güvenle korkudan büzüşmüş Arap liderlere siz büzüşmeyi sürdürün ve sakın haa daha önce denediklerinizi denemeyin diyordu.

Çocukluğumda okuduğum meşhur çizgi romanlarda beyazlar tarafından tıpkı bizonlar gibi yok edilen Kızılderili denen halk beyazlarla bir araya geldiğinde Teksasa, Tommikse, Zagora, Teks’e aynı şeyi söylerdi “çatal dilli soluk benizli beyaz adam.”

Batının insan hakları adıyla yürüttüğü yeni sömürgeleştirme operasyonlarında yeni emperyal söylem ise iyi Müslüman kötü Müslüman söylemlerine ambalajlanmış İslamofobi. Ve anarşist çizerlerin çalıştığı Charlie Hebdo ise tam da buna hizmet verdi. Yani Anarşist bir dergi peygamberi hakaretamiz bir ifade ile çizerken kendilerince otoriteye kafa tuttuklarını düşünürken yeni bir otoriteye yaltaklanmış oldular.

Hebdo Balakanın Palalarını, Fransız İşgalini Neden Sorgulayamadı

Hebdo için hem üzüldüm hem kızdım. Üzüldüm çünkü ne denli rahatsız edici, iğrenç olursa olsun sadece bir düşünceyi ifade ettikleri için öldürülmeyi hak etmediler, bu bence kabul edilemez. Kendi adıma fikre karşı fikirle mücadeleyi savunurum. Bu yüzden de hak etmediler diyorum. Ama kızıyorum da, çünkü bay/bayan Hebdocular müthiş bir iki yüzlülük içinde egemen rolü oynayarak batı metropollerindeki en diptekiler konumundaki Müslümanların dinleri olan İslam ile en aşağılık biçimde dalga geçtiği için de içimde onlara karşı müthiş bir öfke var. Bu öfke en çok da onların Anarşist olarak egemen sistem tarafından madun konumuna düşürülen Müslümanları aşağılarken Anarşist düşünceye hakaret etmelerinden.

Tam da bu yüzden sormak istiyorum, Hebdo Orta Afrika’da Fransa’nın oranın elmas ve uranyum yataklarına el koymak için yine demokrasi bahanesine sarılarak, işgali esnasında Fransız askerlerinin seyri ile Müslümanları ellerindeki palalar ile doğrayan Hrıstiyan Anti-Balaka’yı nasıl çizdiğidir.Daha doğrusu çizememesi. Eğer Fransız İşgalini ve bu işgali, Fransız sömürgeciliğini sorgulasa Hebdo’nun sivri dili kimseyi esirgemiyor derdim ama diyemiyorum. Tersine “Anarşist” Hebdo Fransız Devleti tarafından sırtı sıvazlanan konumunda. Devlet Anarşistleri seviyorsa Anarşi orada ölüdür.

Karnaval Ruhu Olarak Mizah

Mizah anarşist bir silah olarak hep Karnaval ruhunu taşıdı ve ayakları baş, başları ise ayak yaparak egemen nizamı ters yüz etti, mizah otoriteyi yerinden eden, onu yıkıcı kahkaha ile berhava eden bir şeydir. Osmanlı coğrafyası da dâhil her yerde hiciv okları hep İktidarı hedef aldı. Mizah İktidarı değil de İktidarın en alta ittiklerini hedef almaya başladığı anda mizah olma özelliğini kaybeder. O artık egemen nizama özgü salon komedisi olarak bir Vodvil haline gelir ki bu yabani bir kurt olan mizahın evcil çoban köpeğine dönüşümüdür.

Mizah ile aşağılama ya da hakaret arasındaki fark ise espri kavramının ortaya koyduğu ince zekâdır. Ve Hebdo bunun da güzel bir örneğini verdi. Son çizilen karikatürde IŞİD liderine harika bir alay mekanizması ile saldırmıştı. O bir iktidardı, o bir tahakkümdü, o bir otoriteydi ve onu aşağılayan, ona hakaret bir çizim yoktu harika bir espri vardı . İbrahim El Bağdadi, saygı halesi ile sarılan baş katil ile ”yeni yılda herkese sağlık diliyorum” diyerek alay edilmişti. Hedef tam kalbi nişan almış IŞİD’in zalimliğine koca bir nanik yapmıştı. İşte mizah diyeceğimiz ince zekâ örneği bir alay ile Otorite yerinden edilmişti. Anarşist yöntem tam da bu olabilirdi.Peki, peygamber nasıl resmedildi diye sorabilirsiniz aklınıza gelecek en aşağılayıcı en rezil edici pozisyonda. Dahası var bu ırkçı faşistler Yahudileri eleştiren karikatüristini attı, Macronun karısını cinsiyetçi şekilde çizdi, Aylan kürdiyi ve göçmenleri kadınlara elle sarkıntılık eden diye çizdi, Harvey kasırgasında ölen teksaslıların tamamını naziler olarak çizip bu ölümleri sevinçle karşıladı. Yani Hebdo tam bir snob post modern solculuk biçimi olarak vicdan yoksunu olmakla kalmayan yabancı/göçmen nefreti ile ile Le Penle, Hollandalı ırkçı geet wildersle ABD’de kuran yakarak müslümanlara nefret saçan evanjelist papazla aynı yerde hizalanıyor. Hebdoya ve temsil ettiği solculuğa olan öfkem buradan geliyor.

Eleştiriyi Yanlış Yerden Başlatmak

Hebdo Müslüman erkekleri bir başka erkekle Fransız öpüşmesiyle öpüştürüyor. Ama Hebdo İslam ve diğer tektanrıcı dinleri homofobik olduğundan eleştirmiyor. Yani o karikatürler tek tanrıcı inançların eşcinselliğe dönük ahlaki tavrını eleştirmek için çizilmedi. Amaç açık bir biçimde müslümanları aşağılamaktı ve burada eşcinselliği dolgu malzemesi yapan da Hebdonun kendisiydi. Dünyada milyonların inandığı bir İnanç önderini utanılacak bir pozisyonda çizmek, Müslüman erkekleri kendileri için onur kırıcı gördükleri bir biçimde çizerek onları aşağılamak hiç de özgürlük değildir.Müslümanların inanç algısını, yeri geldiğinde fanatimzlerini bağnazlıklarını eleştirmek başka bir olgudur, müslüman göçmenlere düşmanlık etmek başka bir olgudur.

Emperyalist İdeolojik Aygıt Olarak Hebdo

Diyebilirim ki islamofobinin dolgu malzemesi emperyalist işgal siyasetinin meşrulaştırıcısı bir zalimdir Hebdo. Bu nedenle Hebdoyu desteklemek yanlıştır. Elbette katliama uğradığında o acıyı paylaşmak insani bir erdemdir, bu durumda saldırıya uğradığı için Hebdoyla dayanışmak doğrudur ama onun ırkçlığını bunu solculuk adına yapıyor olmasını eleştirmek de, bundan dolayı Hebdoyla aynı safta olmamak da doğrudur Tam da bu koşullar da Hebdoya yapılan aşağılık ve bağnazca katkiama karşı katliama uğrayanla dayanaışmak için Je Sui Hebdo yazmak niyet başka bile olsa emperyalist zulme alet olmaktır. Yani ben Hebdo değilim Hebdo olarak onun yaptıklarını desteklemem. Hepimiz Ermeniyiz demekle ben Hebdoyum demek arasında dağlar vardır. Birinde tam da solcu bir tavırla toplumda ötekileştirilenlerle, ırkçı saldırıların hedefi olanla dayanışırız, tıpkı Kürtlerle dayanışmak gibi. Ama Hranta sahip çıkmak nasıl ASALA olmak değil ise nasıl PKK’nin yanlışlarına ortak olmak değil ise aynı şekilde Hebdoyla saldırıya uğradığı için acısını paylaşmak bu saldırıya karşı onunla omuz omuza olmak Hebdonun ırkçı sol siyasetine ortak olmak değildir. Tam da bu nedenle Je Sui Hebdo aptalcadır.

Yani mevcut söylemi ile Hebdo ezilenin değil ezenin yanında yer alan bir dergi ve Fransız emperyalizminin ideolojik silahlarından biri olarak özgürlüğün şakağına dayalı bir namlu.

Zeen is a next generation WordPress theme. It’s powerful, beautifully designed and comes with everything you need to engage your visitors and increase conversions.

Foto Galeri

Daha Fazla İçerik
Orman Yangını Yanan Alan
ORMANCILAR DERNEĞİ: YANAN ORMAN ALANLARI GERÇEĞİNDEN AZ BİLDİRİLİYOR
%d blogcu bunu beğendi: