PANİK KENT: PAUL VIRILIO VE FELAKETİN ESTETİĞİ

Bu makale, Paul Virilio’nun yeni eseri Panik Kenti’nin sinoptik bir eleştirisidir. Makalede, Virilio’nun çalışmasında giderek artan vahiysel içerik ve tonla ilgili sorunlara, bir şekilde özellikle daha mütereddit bir açıklama yapmayı mümkün kılan, ya da ben öyle öne sürüyorum, çünkü mütereddit açıklamalar dünyanın olduğu haline daha yakındır,  kent hakkındaki en son sosyal bilim araştırmasına atıfta bulunarak işaret ettim.
Nigel Thrift* Researchegate-Çev Nesrin Aytekin

Gitmek için buradayız. Bunun için buradayız. Gitmek için buradayız…(Burroughs)

Bir kişinin sosyal bilimci olup olmadığını anlamak için oldukça iyi olduğunu düşündüğüm bir testim var: insanlar, diğer insanların trenlerde, uçaklarda, otobüslerde, sokakta, vs. yaptıkları sohbetlere oldukça düzenli bir şekilde kulak misafiri oluyorlar mı? Eğer olmuyorlarsa, filozof veya mimar veya ikisi birden olmayı gerçekten istediklerinden şüphe ederim. (Aradaki) fark, benim için çok önemli.  Çalışmaların bir çeşidi insanların edimleri esnasında ne düşündüklerini anlamaya çalışmayı (daha çok) içerirken diğeri düşünceyi içerir. Aynı değillerdir.

Paul Virilio muhtemelen en iyi, kent ve toplum hakkında söyleyeceği bir şeyleri olan bir mimar-filozof şeklinde tasvir edilebilir. Eğer o, sohbetlere kulak misafiri olmuş olsaydı, şu ana kadar yazdıklarını aynı şekilde yazmasının mümkün olamayacağını düşünüyorum.  Yanlış anlaşılma olmasın, bu Virilio’nun ilginç düşüncelerle ortaya çıkmadığı anlamına gelmez, fakat kanıt için çoğunlukla diğer kitapları ve gazete makalelerini kullanıyor görünmektedir. En azından son yazdıklarında insanlara karşı değil, insan fikrine karşıdır.

Bu o kadar da sorun değil –Batı toplumunun çok fazla kanıt temelli olmayan sinoptik okumalarını ortaya koyan ilk filozof da değil-fakat Virilio varsayımsal insanlık adına konuşmayı istemeye devam etmekte ve insanlığın ne olduğundan oldukça emin görünmekte. Bense emin değilim. İnsan doğasının veya düşüncenin ne anlama geldiğinden emin olmamam bakımından Burroughs’ın söylediği gibi “gitmek için buradayız” diye düşünüyorum: teknoloji bakımından gelişmiş yaşam biçimlerimiz şimdiden zor bela geçmişe ait bir alana bağlanmış durumda fakat bunun ille de bir sorun olduğundan hiç emin değilim. Sonuçta,

İnsan düşüncesi ve aklı biyolojik beyinlerin ve vücutların, biyolojik olmayan donanım ve aletlerle uyum içerisinde hareket ederek, sonsuz bir şekilde tasarımcı çevrelerin silsilesini inşa ettiği, bunlardan faydalandığı ve sonra bunları yeniden inşa ettiği bir yuvadan çıkmaktadır. Bu tarz tüm durumlarda beyinlerimiz ve bedenlerimiz yeni aletlerle çiftleşip yeni genişletilmiş düşünce sistemleri üretir. (Clark 2003: 197)

Şimdi, bu teknolojik bakımından gelişmiş çevrelerin bazılarının evrimi sonucunda, şüphesiz, dünyada süregelen korkunç, korkunç şeyler bulunmakta. Sadece bir akıl hastası bunu reddetmek ister, İnsanlığın her ne olursa olsun nihayetinde, şu veya bu araçlarla kendini gerçekleştireceği de muhtemeldir. Uzun bir adaylar listesi de var: küresel ısınmanın hızlanması, genel bir ekolojik kriz, gen eklenmiş salgın, deneyden kaçan bir parçacık, cinnet halinde koşturan, kendiliğinden kurulan nano-makineler vb. Ve bu biz savaşa geçmeden önce olacak olanlar-veya asteroitler(?n.a.) Diğer bir deyişle, Virilio’nun şu anda gelecek hakkındaki yakarışları, ki Panik Kenti en sonuncusudur, kendi zamanını bulmuştur.  11 Eylül sonrası hâkim olan felaket tellallığı toplumsal ruh halinin bir parçası olmuştur. (Geertz 2005). Aslında, bazı açılardan da yeterince aşırı da değillerdir. (Diamond 2004; Posner 2004; Rees 2004). Virilio’ya üstünlük sağlanmaktadır.

Fakat Virilio’nun şu andaki gelecekle ilgili acımasız negatifliği bana bir cevap veriyor gibi gözükmüyor. Aslında, biri, bunun en uç politik günah olan yeise sebep olacağını kolaylıkla iddia edebilir. Kesin olan şu ki, bana göre, Virilio’nun felaket tellallığı markasının ayarı, önceden olduğundan daha fazla umut siyaseti inşasına daha çok vurgu yapmaya meyletmekte olan soldaki hâkim eğilimlerle birlikte,(hem bizi bu aşamaya getiren gerici güçler için çok sıklıkla muhafaza edilen bir geleceği ele geçirme yolu hem de solun tüm bunların ötesinde vaat etmesi gereken duygusal bir bileşeni olarak) büyük ölçüde kaçmış görünüyor.

Panik Kentçiliği

Şimdiden, Virilio’nun çalışmasını beyhude/moral bozucu bulduğumu açıkça ortaya koyduğumdan eminim. Aynı durum ve hatta fazlası, Virilio’nun kendisini bir kentçilik uzmanı olarak tanımladığı ve bunu kanıtlamak için yeterli vasıflara sahip olduğunu belirttiği(ne de olsa kendisi bir profesör ve mimardır) kent üzerine çalışması için de geçerli. Fakat kentler hakkındaki çalışmalarında,  Panik Kenti adlı çalışmasının tamamının çok iyi bir şekilde gösterdiği gibi, en iyi ve en kötü halini birlikte buluyoruz. Bazı çok özgün iç görüleri olduğu doğru ancak bunları abartılı bir aparat ile sardığı için zaman zaman bu iç görüleri tespit etmeyi çok güçleştiriyor ve de “neredeyse-son modernite” vizyonunu henüz paylaşmamış olanları kazanması da pek muhtemel değil.

O halde Virilio’nun kent tasavvuru nedir? Akla ilk gelen dirençli modernizmi’dir. Virilio’nun kenti; yatay ve dikey peyzajın, gökyüzüne yazılan kulelerin (veya aslında gökyüzüne havalanan kulelerin), felaket ve katastrofla karıştırılmış sonsuz banliyölerin özelliksiz yüzeylerinin, süreğen bir kaza üzerinden hızın, vın diye geçtiği kenttir. Bazen bana The Daily Planet’tan, Metropolis-benzeri, karikatür bir kent manzarası gibi görünüyor: tek ihtiyacı resmi tamamlamak için birkaç süper kahraman.

Virilio’nun kenti bir yeis fenomenolojisidir; duygu ile uyuşturulmuş, gerçekliği artık göremeyen, hız ve bilgi ile baştan çıkmış sakinleri, algı lojistiğinde salt birer rehineye dönüşmüştür. Bu sakinler geçip giden bu dünyayı oturup izliyorlar. Ama sonunda Virilio’nun kentinin gidecek yeri kalmıyor. Onun kenti, kentsel evrimin son ucuna ulaşmıştır. Kent şimdi kendi üzerine çöküyor; kentin nüfusu kaçışın olmadığı bir bilgi-tabakasına(hava tabakalarını anıştırıyor. N.A.) hapsediliyor.

Diyorum ki, bu da muhakkak şeylere bakma yollarından biri, uzun ve saygıdeğer cinsten: kabul edelim, dünyaya çelenk takdim etmek isteyen sosyal bilimcileri çok sık okumuyoruz. Fakat ben, (Virilio’nun yazdıklarının) modern dünyanın nasıl olduğuna dair bir açıklama olarak belli belirsiz bile ciddi bir incelemeye dayandığını düşünmüyorum. Eğer Virilio sosyal bilim araştırmaları yönünde hiç ciddi olarak bir okuma yapmış olsaydı ki ne de olsa bu araştırmalar kürenin her yerini basmış durumdadır, muhakkak söylediklerini geri alması gerekirdi. Modern kent üzerine söylediği neredeyse her şey ciddi bir şekilde nitelendirilmeli veya yeniden inşa edilmeli veyahut da basitçe geri çekilmeliydi. Başlangıç olarak bilgi teknolojisini ele alın. Buradaki ayrıntılı çalışmalar gösteriyor ki, Virilio’nun Makine çağına gitmekte olduğumuzla ilgili düşüncesinin nitelikleştirilmesi gerekmektedir, nazikçe söylemek gerekirse. Nitekim, bilim sosyolojisinin, aktör-network teorisinin, maddi kültür çalışmalarının vb. gelişmesiyle alet-kullanan bir varlık olarak insanın ne anlam ifade ettiği hakkında sistematik bir yeniden-düşünüş yaşanmıştır. Genel sonuç Clark (2003:198) tarafından çok iyi özetlenmiştir:

Biraz korku… Müstekreh bir “insan-sonrası” geleceği. Kimlik kaybı, kontrol kaybı, aşırı yüklenme, bağımlılık, mahremiyetin işgali, yalnızlık ve nihayetinde bedenin reddine yol açan teknolojik kuluçkalanmış bir tür akıl hastalığı öngörmüşlerdir. Ve biyoteknolojik bağlantılarımızın (birliklerimizin) derin dönüştürücü doğasını tanımak, defaten bunların her birisinin (bizim için) iyi olmayacağını görmek adına dikkatli olmak zorundayız. Fakat eğer yanılmıyorsam- biyolojik olmayan şeyleri zihni profillerimize katmak, kullanmak ve birleştirmek eğer temel insan doğamızsa-o zaman soru, bu yoldan gidip gitmeyeceğimiz değil, hangi yollarla bunu bilfiil şekillendireceğimizdir. Kendimizi gerçekte olduğumuz gibi görerek (ancak) gelecekteki biyoteknolojik bağlantılarımızın (birliklerimizin) bizler için iyi olma ihtimalini artırırız.

Bu cihetle, bilgi teknolojisi ile ilgili dikkatli ampirik çalışmalarının hakiki kümesi Virilio’nun bizden inanmamızı istediği şeyin kutupsal karşıtını sıklıkla göstermektedir. Şirketlerin ve pazarlama ajanslarının siberbol (abartılı siber n.a.) oluşlarını benimsemek yerine, araştırmacılar, daha ötesine gitmiş ve insanların bu bilgi teknolojisi ile ne yaptıklarına, bu bilgi teknolojisinin onlara ne yaptığına bakmış, (sonucunda) sürpriz, sürpriz, fikir ayrılığı ortaya çıkmıştır. Bir örnek vermek gerekirse, bu literatürde ortak kural “ne kadar sanalsa o kadar gerçek”tir (Woolgar 2002), yani, yeni “sanal” teknolojilerin girişi, aslında mütekabil “gerçek” edimin daha fazlasını teşvik edecektir.

Sonra hızı ele alın. Pek çok yazımda gösterdim, şimdilerde çoğu yorumcuların da yaptığı gibi: toplum üzerinde artan hızın etkisine dair herhangi bir ciddi tarihsel analiz göstermiştir ki bu etki Virilio’nun itibar ettiğinden çok daha fazla çeşitlilik arz etmektedir ve hiçbir özel eğilime tekabül etmezler (hüzünlü bayat fıkra, “zaman-uzay baskısı hikâyesi gibi). Ben, tıpkı diğer yorumcular gibi, bunu tekrar ve tekrar gösterdim, oldukça sıkılana kadar-söylenmesi gereken her şey söylenip nafileleşmesine kadar. Artan hızın bir şekilde zayiat içerdiği fikri Batılı bireylerin kendileri ve nasıl oldukları hakkındaki düşüncelerine köklüce yerleşmiş bir kentsel efsanedir ki muhtemelen bu düşünceyi çıkarmak mümkün değildir-fakat bu filozofların bu düşünceyi kullanmak zorunda oldukları anlamına gelmez. (devamı var)

* Oxford Üniversitesi’nde Yaşam Ve Çevre Bilimleri Bölüm Başkanı ve Coğrafya Profesörüdür. Ana araştırma alanları Uluslararası Finans, Temsili Olmayan Teori, Biyobilimler ve de Zaman Tarihi Ve Şehirlerdir. Şu anda Temsili Olmayan Teoriyi özetleyen bir kitap üzerinde çalışmaktadır

Zeen is a next generation WordPress theme. It’s powerful, beautifully designed and comes with everything you need to engage your visitors and increase conversions.

Foto Galeri

Daha Fazla İçerik
Cezayir Diğer Direnişçilerin Kafataslarını da Getirecek
CEZAYİR SOYKIRIMIN KANITI OLAN PARİSTEKİ DİRENİŞÇİLERİN KAFATASLARINI GETİRECEK
%d blogcu bunu beğendi: