OSMANLI TOPLUMUNDA HAYVAN HAKLARI

İnsanların tıpkı kul hakkı gibi hayvanların hakkını almaktan çok korktuğu, hayvanlara eziyet edilmesinin felaketlere, afetlere sebep olacağı inancına sahip olduğu Osmanlı Devleti’nde hayvan haklarına dair düzenlemeler çok eski tarihlere dayanıyor.

Muzaffer Albayrak

Yeryüzünde birlikte yaşadığımız hayvanlara karşı iyi muamele edilmesi, şefkat, merhamet hisleriyle yaklaşılması, İnsanî duyarlılık ölçüsü, her toplumun kendi geleneğinden süzülen davranışlar ve bilhassa dini inançlarla şekillenmektedir.

Osmanlı toplumunda, hayvanlara karşı olunacak muamelede referans olarak din kitabı olan Kuran hükümleri ile hazreti peygamberin hadislerinden örneklere bakılmaktaydı. Bu bakımdan Kuranda geçen hayvanlara güzel muamele edilmesini emreden ayetler ile peygamberden rivayet edilen hadislerde hayvanlara iyi dav­rananlarla kötü davrananların akıbetleri, Müslümanlar için ölçüt olmuştur.

Mesela peygamberin hadislerinden birinde susuz kalmış bir köpeği kuyudan su çekerek sulayan fahişe bir kadının Allah tarafından affedilerek cennete konduğu veya yine bir kadının eve hapsederek yiyecek vermediği kedinin ölümüne sebep olan kadının cehenneme atıldığı gibi örnekler, Osmanlı toplumunda inançlı Müslümanlar için hayvanlara iyi davranmak ve onların hakkını gözetmek için hiç şüphesiz uyarıcı ve yol gösterici olmuştur.

Osmanlı Hayvanların Hakkını Almaktan Korkmuştur

Osmanlı Devleti’nde hayvan hakları ve hayvanlara dair düzenlemeler sanıldığından çok daha eski tarihlere dayanmaktadır. Osmanlılar, tıpkı kul hakkı gibi hayvanların hakkını almaktan çok korkmuş, hayvanlara kötü davranılmasının eziyet edilmesinin felaketlere, afetlere sebep olacağı inancına sahipti.

Osmanlılar inşa ettikleri ev, cami, medrese, han, saray vb. yapıların rüzgârdan korunaklı bir köşesine yaptıkları kuş evleriyle kuşlara kendi elleriyle barınaklar hazırlamışlardı. Dünyada çok az örneği olan bu kuş evleriyle, aynı zamanda mimari dokuya estetik bir görünüm kazandıracak ince işçilik örnekleri sergilemiştir.

Kuşların ve diğer hayvanların içmesi için suluklar yapılmıştı. Göçmen kuşlardan hasta ve­ya yaralanarak geri kalanlar için hastane kurulması herhal­de başka bir toplumda görülen bir uygulama değildi.

Tarih boyunca hayvanlarla bir arada yaşamaya alışmış, onlara bakan ve gözeten Osmanlı toplumu, inancının da gereği olarak hayvanlara karşı olan merhamet duygusunu, hayvanlara hizmet eden vakıflar kurarak kurumsallaştırmıştır.1613 yılın da Sultan I. Ahmed tarafından kurulan bir vakıf, sofralardan artan yiyeceklerin çöpe atılmayarak toplanmasını ve yaban hayvanları ile kuşlara verilmesini sağlamaktaydı.

İstanbul’da kasaplık yapan cömert bir esnaf olan Hacı Evhadüddin Efendi, İstanbul Yedikule’de bir cami, tekke, hamam ve çeşme yaptırarak bunların ayakta durması için bir de vakıf kurmuştu. Bu vak­fın şartnamesinde, her gün iki sırık ciğer satın alınarak cami ve çevresinde bulunan kedilere verilmesini şart koşmuştu. Ödemiş’te Hacı İbrahim Ağa’nın 1889’da kurduğu vakıf ise, göç edemeyerek geride kalan leyleklerin bakımı için vakıf gelirinden yüz kuruş vakfetmişti.

İlk Yasal Düzenleme 1587 Yılında

Osmanlı toplumunda bilinen ilk hayvan hakları belgesi 1587 yılında Sultan III. Murad döneminde yayınlanmıştır. Divan-ı Hümayun’da alınan karar gereği, hayvanlara tahammüllerinin üzerinde yük konmaması, zayıf, hasta, nalsız ve bakımsız hayvanların çalıştırılmaması hakkında hamal esnafına sıkı bir emir yayınlanmıştı.

Yine aynı yıllarda Mekke ve Medine ile her bakımdan yakından ilgilenen ve kendileri için “hadümü’l-harameyn” (Mekke ve Medine’nin hizmetkârı) sıfatını kullanan Osmanlı padişahlarının Kâbe’nin etrafında bulunan güvercinler için her yıl belirli miktarda darıyı Mısır ve Yemen’den getirterek kuşları besledikleri ve kuşlara yem atmak için bir görevli tayin ettikleri, bu uygulamanın 20. yüzyıl başlarına kadar devam ettiği belgelerden anlaşılmaktadır.

İnsanlara hizmet ederek işlerini kolaylaştıran hayvanlara merhametli olunması devleti idare edenler tarafından sıkı sıkıya takip edilmiş ve zaman zaman bu hususta talimatlar, emirnameler çıkarılmıştı. Yük ve eşya nakliyesinde kullanılan hayvanların haftada 1 gün Cuma gün çalıştırılmayarak dinlendirilendirilmeleri, boşken binilmemesi, binmek isteyenlere de önlem olmak üzere semerlerinin üzerine çivi mıhlattırılması sıkı biri şekilde hamal esnafına tembihlenmişti.

Hayvanlara karşı kötü muamelenin önüne geçilmesi için İstanbul dışında diğer şehirlerde de yerel meclisler bir takım kararlar alıp uygulamaktaydılar. Mesela 1871 yılında Üsküp pazarına mal getiren köylüler, atlara belirlenen ağırlıktan daha fazla yük koymalarından dolayı belediye meclisi kararıyla para cezasına çarptırılmışlardı.                ( Bu Yazı İlk Kez Tarih Dergisi sayı 24’de Yayınlanmıştır)

Zeen is a next generation WordPress theme. It’s powerful, beautifully designed and comes with everything you need to engage your visitors and increase conversions.

Foto Galeri

Daha Fazla İçerik
ALAMOS KAZDAĞLARINI TERK Mİ EDECEK?
%d blogcu bunu beğendi: