MÜSİLAJ’IN EKOSİSTEM İÇİN YIKIMI 2008’DE BAŞLADI

Yükseköğretim Kurulu (YÖK) Başkanlığında, Marmara Denizi’nde yaşanan müsilaj (deniz salyası) sorununa ilişkin üniversitelerde yürütülen bilimsel çalışmalar ile bu çalışma sonuçlarından çıkan önlemler görüşüldü. Toplantıda müsilajın denizdeki kirliliğin görünen yüzü ve sonucu olduğu, ilk yıkıcı etkisinin 2008’de görüldüğüne dikkat çekildi. Kapsamlı bir strateji oluşturulması gerektiği vurgulandı. Deniz Bilimleri Uzmanı Havzalardan gelen atık suların kontrol edilmesinin sorunun çözümü için şart olduğunu vurguladılar ve önlem alınmazsa turizm ve balıkçılık sektörü başta olmak üzere ekonomik olarak ciddi kayıplar yaşanacağı belirtildi.

Yükseköğretim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Yekta Saraç’ın başkanlığındaki, “Denizlerimizdeki Müsilaj Sorununa Yönelik Akademik Çalışmaların Değerlendirme Toplantısı”na, Bandırma Onyedi Eylül, Çanakkale Onsekiz Mart, Gebze Teknik, İstanbul Teknik, İstanbul, Orta Doğu Teknik, Piri Reis, Tekirdağ Namık Kemal ve Yıldız Teknik üniversitelerinden ilgili fakültelerin dekanlarının yanı sıra konuyla ilgili sahada bizzat çalışmalar yürüten akademisyenler katıldı. Toplantıda, Saraç’ın konuşmasının ardından, müsilaj sorununa ilişkin üniversitelerdeki akademik çalışmalar değerlendirildi, meselenin çözümüne yönelik önerilen bilimsel yöntemler ele alındı.

Marmara Denizi’nin Dijital İkizi Çıkarılacak

ODTÜ Deniz Bilimleri Enstitüsü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Barış Salihoğlu, ODTÜ Bilim Gemisi ile Türkiye denizlerinde çalışmalar yürüttüklerini ve Marmara Denizi’ndeki değişimlerin kötüye gittiğini bir süredir gözlemlediklerini söyledi.

Çevre ve Şehircilik Bakanlığının, ODTÜ Deniz Bilimleri Enstitüsü koordinasyonunda, 2017’den bu yana yürüttüğü Marmara Denizi Bütünleşik Modelleme Sistemi (MARMOD) Projesi’nde, Marmara Denizi’nin dijital ikizini ortaya koymayı amaçladıklarını bildiren Salihoğlu, böylece denizin farklı etkiler altında nasıl değişeceğini modeller üzerinde gösterebileceklerini aktardı. Marmara ile ilgili çalışan tüm kurumlar ile bir arada, ortak veri tabanı ve model oluşturduklarını anlatan Salihoğlu, ODTÜ olarak öngörülerinin, Çevre ve Şehircilik Bakanlığının açıkladığı acil eylem planına girdiğini ifade etti. Prof. Dr. Salihoğlu, eylem planının, bilime dayalı olduğunu, buna katkı vermekten memnuniyet duyduklarını dile getirdi.

Müsilaj Deniz Yüzeyinin Altında da Yoğun

Salihoğlu, ODTÜ Bilim Gemisi ile Marmara’dan topladıkları verilere ilişkin şu bilgileri verdi: “Çalışmalarımız sürüyor, tüm denizi taramıştık, şimdi bir daha taramamız istendi. 100’den fazla istasyonda devam ediyoruz. Son duruma bakıldığında, müsilaj aktif olarak devam ediyor, yüzeyde oksijen yüksek ama 25 metrenin altında çok hızlı azalıyor. Bu kadar azalmaları normalde göremezsiniz, oksijen azalması ciddi boyutta tüm basende var. Optik cihazlarla yaptığımız gözlemlerde, müsilajın deniz yüzeyinin altında da çok yoğun olduğunu görüyoruz ve risk sürüyor.”

“Müsilaj İşin Görünen Yüzü”

Barış Salihoğlu, soruna çözüm olarak görüşlerini sıralarken, üniversitelerdeki deniz bilimlerinin güçlendirilmesi gerektiğini, YÖK’ün 100/2000 burs programının, sayı ve burs miktarında artış beklediklerini dile getirdi. Prof. Dr. Salihoğlu, şunları kaydetti: “Müsilaj olmasaydı belki denizanası patlaması, belki hidrojen sülfür patlaması olacaktı, denizin sağlığı bozulunca, bunun sonuçları oluyor. Marmara ve tüm denizlerimizin sağlığı için, yükseköğretim stratejileri içinde uluslararasılaşma da önemli bir yer tutuyor. Müsilaj işin görünen yüzü ve sonucu, denizleri bütünlükçü olarak ele almamız gerekiyor ve nasıl daha sağlıklı hale getirebiliriz, bunlara yönelik programlar ve ilerleme sağlamamız gerekiyor. Buna yönelik, bütünleşik bir deniz bilimi yükseköğrenim stratejisi geliştirilebilir. Bu da daha sağlıklı ve mavi, ekonomik kalkınmayı da destekleyici işlevi olan bir program olarak ortaya çıkabilir.”

“Gelir Getiren Balıklarımızı Kaybetmişiz”

İstanbul Üniversitesi Su Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Melek Okyar, Marmara Denizi’ndeki müsilaj sorununu “çevre felaketi” olarak nitelendirdi. Okyar, YÖK Başkanı Yekta Saraç’a, bu olayda hassasiyet göstererek Türkiye’nin değerli eğitimcilerini bir araya toplaması dolayısıyla teşekkür etti. Marmara’nın kirliliğinin, çevresindeki yoğun sanayi ve nüfus nedeniyle yüksek olduğuna dikkati çeken Okyar, habitat kaybı, yabancı ve istilacı türler, plastik ve mikroplastik kirliliği, aşırı balıkçılık ve deniz taşımacılığının ekolojik sorunların oluşmasına neden olduğunu vurguladı.

Bu sisteme ilk tepkiyi, besin zincirinin üstündeki kılıç balığı, orkinos ve uskumru balıklarının verdiğini ve kirlenmeye bağlı olarak oksijene hassas olan bu türlerin ortamdan çekildiğini belirten Okyar, şunları söyledi: “Bunun yanında, aşırı deniz anası artışları ve Marmara Denizi’nde bahar aylarında sık rastladığımız aşırı alg artışına bağlı, denizin kırmızı-turuncu renge büründüğü red-tide denilen kırmızı çizgi olayı da görülüyor. Bunlar fırsatçı türler tarafından gerçekleştiriliyor. Ekonomik gelir getiren balıklarımızı kaybetmişiz, onun yerine yazılı hani balığı denilen, ekonomik değeri olmayan yeni bir balık türü baskın hale geçmiş, deniz kirpisi organizmalardan yoğun olarak toplanmaya başlamış.”

Yıkıcı Etkisi 2008’de Başladı

İlk müsilaj olayının, 2007 Ekim ayında, İzmit ve Erdek Körfezi’nde görüldüğüne işaret eden Okyar, bunun ardından müsilajın yıkıcı etkisinin Ocak 2008’de İzmit Körfezi’nde görülmeye başladığını anlattı. İstanbul Üniversitesi olarak TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi ile ortak çalışarak olayı araştırdıklarını belirten Melek Okyar, “Dip suyunda artık oksijenin, canlı yaşamı için kritik olan seviyenin altında seyrettiğini fark ettik. 2007-2008’deki dönemde denizden aldığımız örneklere bakıldığında, deniz suyunda da bulunan bakterilerin müsilajda daha aktif hale geçtiğini gördük.” bilgisini paylaştı.

Prof. Dr. Okyar, müsilajın, “turizmde azalmaya, balık stoklarının ve denizdeki oksijenin azalmasına, deniz teknelerinin soğutma suyu deliklerinin tıkanmasına, biyoçeşitliliğin daha da azalmasına neden olacağını” aktardı.

Deniz Bilimleri Alanında Yetişmiş Elemanlara İhtiyaç Var

Marmara Denizi’ndeki sorunların ortadan kaldırılması için kısa, orta ve uzun vadede yapılacak çalışmalara da değinen Okyar, şu önerilerde bulundu: “Deniz bilimleri alanında yetişmiş elemanlara ve genç arkadaşlara ihtiyacımız var. Bu yönde YÖK 100/2000 Programı ile bize bu konuda destek olacak genç arkadaşlar geliyor. Kısa vadede müsilajın hızlı şekilde kimyasal yapısının çözülmesi, karakterizasyonunun öğrenilerek bertaraf edilmesi yönünde çalışmalar yapılmalı. Buna neden olan türler hakkında çalışmalar yapılmalı. Orta vadede bu olayın olmasında asıl sebeplerden belki de başrolü oynayan havzalardan gelen girdilerin ve yüklerin takibinin yapılması gerekiyor. Derelerin ve havzaların kontrol altına alınması lazım. Arıtma sistemlerinin sürdürülebilir olması lazım. Uzun vadede ise deniz ekosistem ve balık stoklarının incelenmesi, meteorolojik dataların izlenmesi ve modelleme yapılıp geleceğe yönelik bir plan oluşturmamız gerekiyor.”

Evrensel Gazetesinde yer alan habere göre YÖK yetkilileri, toplantı sonrasında oluşturulacak bilimsel değerlendirme raporunun, YÖK Başkanı Prof. Dr. Yekta Saraç başkanlığındaki akademik heyet tarafından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a sunulacağını, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ndeki görüşme sonrasında, sonuç bildirgesinin YÖK tarafından kamuoyu ile paylaşılacağını bildirdi.

Zeen is a next generation WordPress theme. It’s powerful, beautifully designed and comes with everything you need to engage your visitors and increase conversions.

Foto Galeri

Daha Fazla İçerik
Sol ekolojilerin içinde en önemli görüş sosyal ekolojidir
ÖZNENİN İADE-İ İTİBARI: “KARŞI DEVRİM” OLARAK TOPLUMSAL EKOLOJİ (1)
%d blogcu bunu beğendi: