MÜSİAD’IN KÖLE İŞÇİ KAMPLARI SÜRÜYOR

Pandemi döneminde gündeme gelen ve inşaatları halen süren ilki 2020 haziran ayında çalışmaya başlayan izole üretim tesisleri İslamcı sermayenin vahşi sömürü politikasını gösteren bir proje. Çalışma sosyolojisi öğretim üyesi Doç. Dr. Hakan Koçak’a göre söz konusu uygulamalar patronun işçiler üzerinde denetim ve gözetimini arttırarak emek sömürüsünü yoğunlaştıracak.Koçak, MÜSİAD’ın bağımlı bir emek rejimi üretme derdinde olduğunu belirtiyor. Bu gelişmeler olurken MESS’de işçilerin her anını gözetim altında tutacak bir elektronik kelepçe geliştirerek nazi döneminin çalışma kamplarını andıran bir emek rejimi tesis ediliyor

Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği (MÜSİAD), Covid-19’un ikinci dalgasında ve her tür  afet – salgın durumunda üretimin devamının sağlanması için “izole üretim tesislerini” kurduğunu duyurdu. Bu izole üretim üssü herhangi bir salgında kapılarını kapattığında kendi kendine her açıdan yetebilen bir konuma sahip olacak. Bu projeyi 7 sene önce Orta Ölçekli Sanayi Bölgeleri olarak ilk dillendiren Müstakil Sanayici ve İş Adamları Derneği (MÜSİAD), projeyi sonrasında İzole Üretim Üssü olarak değiştirerek hayata geçirdi. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı proje için gerekli olan tüm izin ve desteklerini yerine getirdiler. Bu projenin en can alıcı kısmı ilk başta sanki bir organize sanayi bölgesi gibi algılanabilir.Ancak bu proje ne organize sanayi bölgesi ne de endüstri bölgesi değil. Burası insanların hem çalıştığı hem de yaşam alanlarının olduğu bölge. Burası hem üretim üssü hem de yatırım üssü olarak kullanılacaktı.

Bu “çalışma kamplarının” ilki 15 Haziran 2020’de Tekirdağ’da açıldık, bundan sonra Hadımköy’de 2’nci, Hassa’da 3’üncüsünün hazırlıkları ise son hızla devam ediyor ve Karadeniz’de 4’üncüsünün açılması planlanıyor. Bu çalışma kamplarının 4.500 işçi barındırma kapasiteli, 8.5 şiddetinde depreme dayanıklı ve 300 yıla kadar kullanılabilecek şekilde inşa edilmesi planlanıyor.

MÜSİAD’ın bildirdiğine göre çalışma kamplarında eczane, sağlık ocağı, tam teşekküllü hastaneler bulunması ve kampların, içinde 1000 ailenin yaşayabileceği şekilde inşa ediliyor Koşulları iyileştirilmiş toplama kamplarının bu modern versiyonu önümüzdeki sürecin de AKP’nin nasıl bir ülke tahayyül ettğinin de yönelimini  ortaya koyuyor. Bunlara ek olarak patronların sendikası MESS tarafından bir yazılım firmasına sipariş edilen ve işçilerin fiziksel mesafelenmesini ölçeçeği iddia edilen, işçilerin boynuna takılacak elektronik pranga uygulaması da çalışma hayatına sokuluyor. Böylece AKP Yönetimi altında  Nazi almanyasındaki çalışma kamplarını da hatırlatan militarist bir zihniyet taşıyan bir emek rejimi tesis ediliyor.

Ucuz ve Güvencesiz Bir Emek Rejimi Tesis Ediliyor

Ucuz emek gücü, güvencesiz çalışma ve örgütsüz işçiler MESS ve MÜSİAD’ın en temel hedefleri durumunda. Mevcut AKP iktidarı da onların bu isteklerini her türlü yasal ve cebri yol ile yerine getiriyor. Anayasa başta olmak üzere çalışma yaşamını ilgilendiren her türlü düzenleme ya eğilip bükülüyor ya da hızlıca sermeyenin isteklerine uygun hale getiriliyor

Çalışma Sosyoloğu Doç. Dr. Hakan Koçak’a göre söz konusu uygulamalar patronun işçiler üzerinde denetim ve gözetimi artırarak emek sömürüsünü yoğunlaştıracak. Koçak, MESS’in elektronik cihaz projesine ilişkin “Burada ‘sosyal mesafe’ denilse de uzun vadede işçilerin işyerindeki tüm hareketlerini denetleyebilecek bir aparata dönüşme riski çok yüksek” derken, MÜSİAD’ın izole çalışma kamplarına ilişkin, “Hem aileyi, hem kuşakları içine alan tam bir bağımlılık rejimi. Yani her şeyinizle o şirkete ve o çalışma üssüne bağlı bir emekçi haline geleceksiniz. Kapıları da gerektiğinde kapatılabilecek. Şimdilik kapıların salgın için kapatılması öngörülüyor. Ama o kapılar başka nedenlerle de kapatılacaktır. Yarın öbür gün bir büyük işçi hareketinin oraya sirayet etmemesi için, sendikacıların, örgütlenmecilerin girmemesi için” diyerek işçi kampları projesinin bir tür esir kampı mantığı taşıdığına dikkaçekiyor.

Çalışma Kamplarının Öncüsü Organize Sanayi Bölgeleri

Hakan Koçak bu çalışma kamplarının öncülünün organize sanayi bölgeleri ile atıldığını söylüyor. “Bunun da öncülü Organize Sanayi Bölgeleri, Serbest Bölgeler. Yani bir kamp mantığı. İşçileri sosyal hayattan, kentten uzak, kendi içinde tümüyle üretime odaklanmış bir biçimde çalıştırma mantığı. Kökleri çok eskilere dayanan, çalışma kamplarına dayanıyor. Her seferinde yeni modellerle güncellenerek piyasaya sürülüyorlar. Bir yanıyla çok yeniler, bir yanıyla -fikir olarak- çok eskiler. Emek cephesinin de dünyada nasıl bir sermaye yönelimi var, bunun iyi okunması lazım. Hem de emek tarihine de bu gözle bakmamız lazım. Geçmişte verilen mücadeleler ve o mücadelelerden ders çıkarmak anlamında.”

Koçak sözlerine şunları da ekliyor. “İşçiler aynı zamanda birer insanlar ve hakları var. Bu artık neredeyse unutulmaya başlandı. Hiç kimse sürekli olarak gözetlenmek istemez. Yapılan işlerle ilgili yönetmelikler, tebliğler, gerekli talimatlar zaten var. İşçiler bu çerçevede zaten hizmet ve mal üretiyorlar. Denetimin daha fazla artması demek işin yoğunlaştırılması -yani sömürünün yoğunlaştırılması- boyutunu gösterir. Bu Taylorizmin 20. yüzyılın başlarından beri açtığı kapı. İşçinin işverene bir gün içinde sattığı iş gününün her anının değerlendirilmesi. Hiç boşluksuz olarak… İşi yoğunlaştırarak sömürüyü birim zamanda artırmanın yöntemi. Bunun anlamı da emekçinin fiziksel ve ruhsal kapasitesinin daha fazla kullanılması. Dolayısıyla daha fazla yıpranması.

Kişisel Mahremiyet ve İnsan Hakları Hiçe Sayılıyor

İkincisi de kişisel mahremiyet ve insan hakları ile ilgili. İnsanların bütün yaşamlarına hükmeden, bütün anlarını gözetleyen bir sistem insan hakları açısından sorunlu. Biliyorsunuz buna dair birçok kanun var bir yandan. Bu türden şeyleri üzerinizde taşıdığınız zaman gerçekten iyi niyetle ve sadece şu şu koşullarla kullanılacağına dair bir garanti yok. Nitekim iş mahkemeleri bunlarla ilgili davalarla dolu. Özellikle ofis çalışanlarında kişisel bilgilerin elde edilmesi, kişilerin haberleşme özgürlüğüne müdahale edilmesi… Bu süreçlerin iyi niyetle yürütülmediğine dair sayısız örnek var. Bu da bunun kapısını açabilecektir.” Diyor ve emek örgütlerini bu nazi çalışma mantığına karşı  şimdiden önlemler almaya çağırıyor.

Kölelik Koşulları Dayatılıyor

Mimar ve kent hakkı savunucusu Doç. Dr. Gül Köksal ise İzole üretim tesislerini kabul etmenin 18. yüzyıl erken sanayileşme koşullarından da geriye gidip, yıllara dayalı emek mücadelesinin kazanımlarından feragat etmek olduğunu, feodal sistemin köleliğinin 21. yüzyıla adapte edilmesine izin vermek anlamına geldiğini ifade ederek şu tespitlerde bulunuyor.

“Bu kapitalizmin erken dönemlerindeki durumdan farklı değil. Hatta daha da kötü. Zira neredeyse 200 yıldır kazanılmış olan haklardan da feragat etmek ve feodalizmle birleşen kapitalizmle bir zorunlu kölelik ortamı inşa ediliyor. Emekçinin tam zamanlı yaşamını gasp eden bu tesislerde iş ve özel hayat arasındaki göreceli ayrım da ortadan kalkıyor. Elektronik kelepçelerin de telaffuz edildiği bu ortamda tüm yaşam aynı yerde geçecek. İşçilerin, mühendislerin kendileri ve aileleri bu ortamlarda sosyal, gündelik hayatlarını geçirecekler. Bir tip proje olarak etrafa bir miktar ağaç serpiştirilmiş, mekânsal olarak son derece niteliksiz bu tesislerin en büyük risklerinden biri de tüm hayatı biçimlendirecek ideolojinin burada dayatılacak olma riskidir. Emekçiler ve aileleri tesislerdeki AVM’de alışveriş yapıp, bankalara gidip, iş dışı zamanlarını burada harcayacaklar. Tesis içindeki meslek lisesi ve diğer okullarda, kreşlerde ideolojik olarak da biçimlendirilebilecek yeni nesillerle sistemin sürekliliği sağlanacak.

Öğrenci Yurdu İdeolojiyi Zihne Kazımanın Nesiller Boyu Süreceğinin İşareti

Gül tesisteki öğrenci yurduna da dikkat çekiyor ve bunun MÜSİAD’ın işçilere kapalı bişr ortamda zerkedeceği ideolojik zehirin nesilden nesile aktarımının simgesi olduğunu hatırlatıyor “MÜSİAD broşüründeki tesiste bir de öğrenci yurdu yer alıyor. Bin kişilik öğrenci yurdunun girişinde turnikeler ve güvenlik kulübesi yer alıyor. Kendisi zaten denetimli olan tesise girdikten sonra, başka bir tehdit daha algılanmış ki yurt girişine ayrıca bir denetim konmuş. Bu tasarım biçimi özgürleştirici, eşitlikçi olmayan, hatta hegemonya kuran, baskılayan, rıza üreten bir mekânsal düzenleme olduğunu gösteriyor. Bir kapalı sistem, zorunlu bir getto içinde insanlara başka hiçbir seçenek sunulmuyor. “Dini duyarlılıklara saygı” denerek sadece tek bir dinin mekânı, cami düşünülmüş. İbadet için bu camiden başka bir camiye de gidilemeyecek. İlla oradaki cemaatle ve oraya tahsis edilmiş imamla karşılaşabilecekler.”

MÜSİAD için İşçiler Sadece Bir Alet ve Tesis Bir Cezaevi

Yine MÜSİAD’ın broşüründeki “kuluçka merkezi”, “marka değeri”, “rekabet dönemi başlıyor” gibi ifadelerin sermayenin kâr anlayışının ve bu amaç doğrultusunda emekçileri nasıl da araç/alet/makine olarak gördüğünün bir yansıması olduğunu belirten doçent Gül. Tesisteki yapılara bakarsak az katlı, bitişik nizam yan yana dizilmiş, birbirinin tekrarı bloklardan oluşan niteliksiz bir yerleşke görüyoruz. Sosyal işlevli yapılar da üretim yapılarının benzer özelliklerini taşıyor. Hepsi birbirinin kötü kopyaları.

Kent dinamik, çeşitlilik taşıyan, çelişki ve çatışmaları ile etkileşimi yüksek bir yerdir. Gündelik hayattaki karşılaşmalar, imkânlar, sorunlar bizi de biçimlendirir; bizim de katkımızla ortam dönüşür, değişir. Emekçilerin sosyal yaşamdan kopması, dahası kapalı cezaevi gibi yüksek denetimli tesislere kapanmak zorunda kalmaları, tüm bu bağları ve ilişkilenmeleri de ortadan kaldıracaktır. Makbul birer yurttaş olarak sermaye birikimine hizmet eden, hak ve özgürlüklerinden yoksun bir hayata mahkûm olacaklardır. Diğer bir bakış açısıyla denetim altındaki bir toplumun sürekliliği için sistemin lehine bir durum olacaktır. İzole tesislerde ne olduğu, dışarıya hakiki bilgi verilmedikçe bilinmeyecektir. Böylece toplumun bir kesimi ile bağlar da zayıflayacaktır. İnsanların sosyal yaşamı, örgütlenmesi, dayanışması zayıflayacaktır. MÜSİAD broşürünün son sayfasında geçen, “İyi günde kötü günde, ezel ebed beraber” ifadesi, kurumda ölümüne bir ortam olacağının ön kabulü sayılabilir. Burada ezel ebed can riskine girecekler de elbette işverenler olmayacaktır.”

MESS’ten de Elektronik “Polis” Cihazı

MESS tarafından Boni Global isimli yazılım firmasın sipariş edilip bu firma tarafından geliştirilen MESS-SAFE isimli cihaz ve bağlı uygulama ile işçilerin, iş yeri içerisindeki durumları izlenecek. İşçilerin boyunlarına takılacak olan cihaz, çevresinde bulunan diğer cihazlar (işçiler) ile aradaki mesafeyi ölçerek sosyal mesafe kurallarıne uyulmadığı durumlarda uyarı verecek.

İşçilerin cep telefonları ile entegreli çalışacak olan cihaz, işçilerin konum bilgilerini de ortak bir veritabanında toplayacak. Cihazın web sitesinde bu verilerin anonim olarak (kimliksizleştirilerek) toplanacağı ve yalnızda iş güvenliği uzmanlarının risk değerlendirmesi yapması için kullanacağı belirtiliyor. Ancak bu bilgilerin nasıl anonimleştirileceği ve kişisel verilerin korunması ile ilgili bilgiler yer almıyor.

Zeen is a next generation WordPress theme. It’s powerful, beautifully designed and comes with everything you need to engage your visitors and increase conversions.

Foto Galeri

Daha Fazla İçerik
“TARIM ARAZİLERİNE MAFYATİK ARAÇLARLA EL KONULUYOR”
%d blogcu bunu beğendi: