hakim kafesler boşalana dek

HAKİM TÜM CANLILAR İÇİN BİR ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİ VERİYOR

HAKİM, bütün hayvanların en temel hakları olan yaşama, özgür olma, işkenceden uzak yaşama, beden dokunulmazlığı gibi haklarının geri kazanılması için mücadele eden bir oluşum. Hareket geniş kafesler ya da bazı hayvanların hakları için değil bütün kafeslerin boşalması, bütün türlerin özgür olması için mücadele ediyor. Kedi ve inek arasında, köpek ve tavuk arasında acıyı, mutluluğu hissetme anlamında bir fark yok diyor. Korumacılığın ve sadece bazı türlerin haklarını savunmanın eksik bir mücadele yöntemi olduğunu düşünüyor.

Yeryüzünden Haberler

Türkiye’de hayvan hakları hareketi 30 yıllık bir geçmişe sahip olsa da giderek daha derinleşen ve radikalleşen eğilimlerin olduğu yani politize olması henüz çok yeni sayılır. HAKİM bu kapsamda bu hareket içinde önemli ve özel bir yere sahip. Burak Özgüner ve Yeryüzüne Özgürlük Derneği sürecine kadar giden ve hayvan özgürlüğü denilen perspektifler içinde hareket eden bir kuruluş. Diğer yandan düzenli olarak yayınladıkları raporlar ile hayvanlara dönük zulümün data verisini ve sayısallaştırılmış bir fotoğrafını çekiyor. Bir seri olarak tasarladığımız söyleşi dizisinin ilkine hem üstlendiği önemli işlevle hem de bulunduğu politik duruş ile özel bir yeri olan HAKİM ile başladık. HAKİM sözcüsü Fatma Biltekinle yaptığımız bu söyleşi Türkiye’de hayvan hakları mücadelesine damga vuran hayvansever denilen ana gövde içinde az rastlanan bir radikalizmi içeriyor. Biltekin Vegan Anarşist bakışla Hayvan Özgürlüğüne radikal bir derinlik kazandıran, bu bakış açısını taşıyan az sayıdaki aktvistlerden birisi.

1-HAKİM’i tanıyalım, kaç yılında kimler tarafından kuruldu, kuruluş amacı neydi ve kurulduğu günden bu yana ne tür önemli etkinlikleri oldu. Kurulmadan önce neler yapıyordunuz.

HAKİM’i 2014 yılında, 9 Kasım 2019’da kaybettiğimiz, yol arkadaşım Burak Özgüner ile birlikte kurduk. Çıkış noktamız şuydu; 5199 Hayvanları Koruma Kanunu ile ilgili yapılmak istenen değişikliklerle ilgili yasa görüşmelerinde hayvana yönelik şiddetin suç kapsamına alınmasını istemiştik, bu talebimize karşılık yasa koyucular bize bu olayların münferit olduğunu söylüyorlardı. Biz hayvana şiddetin münferit bir mesele olmadığını aksine sistematik olarak gerçekleştiğini ve toplumsal bir problem olduğunu rakamlar ile anlatmak için, tür ayırt etmeksizin hayvan hakkı ihlallerini raporlamaya başladık.

HAKİM’i raporlama çalışması yapmak için kurmuştuk ancak raporlar bize zaten bildiğimiz bir şeyi çok daha acı bir şekilde gösterdi. Hayvanların yaşadıklarını gözler önüne serdiği için raporların önemli olduğunu düşünüyorduk ancak toplumsal değişim için tabi ki yeterli değildi. Bu yüzden 2016 yılında, 8-12 yaş aralığındaki çocukların hayvanlarla daha eşitlikçi ilişkiler kurmasına katkı sağlamayı hedefleyen Çocuklar için Türcülük ve Hayvan Hakları atölye modelini oluşturup, uygulayıp açık kaynak olarak yayınladık. 2018 yılında faaliyetlerini Fransa’da sürdüren kardeş derneğimiz ALARM ile yetişkinler için Türcülük ve Hayvan Hakları Atölye Modelini oluşturup, uygulayıp açık kaynak olarak yayınladık. 2019 yılından beri içerinin Cinsel Şiddetle Mücadele Derneği ile birlikte oluşturduğumuz Hayvana Yönelik Cinsel Şiddetle Mücadele eğitimlerine devam ediyoruz. Bütün bu çalışmalar dışında kurulduğumuzdan beri hayvan hakları yasasının hayvanlar lehine değişmesi için lobicilik yapıyoruz, istediğimiz şekilde bir yasa çıkana kadar da lobicilik çalışmalarına devam edeceğiz. Bütün bu çalışmalar dışında, kurulduğumuzdan beri dayanışma ağımızı genişletmek için uluslararası hayvan hakları buluşmalarına gidiyoruz, Türkiye’deki durumu anlatıyoruz.

HAKİM’i kurmadan önce zaten yıllardır mücadelenin içinde olan kişilerdik. Burak’la 2010 yılında kurulan ve Türkiye’de ilk defa bütünsel bir mücadele yöntemi belirleyen Yeryüzüne Özgürlük Derneği’nde yıllarca birlikte mücadele ettik. Özellikle hayvan hakları alanında çalışmak istediğimiz için HAKİM’i kurma kararı aldık.

“HAKİM yatay örgütlenen bir oluşum, evet ekipte daha fazla deneyimi olan kişiler var ama bu deneyimin hiyerarşi oluşturmasına izin vermiyoruz, deneyimlerimizi paylaşmaya ve birbirimizden öğrenmeye çalışıyoruz.”

2-HAKİM kimlerden oluşuyor, nasıl bir iş bölümü var ve mensuplarınızın mesleki dağılımı nasıl. Yaş, eğitim ve meslek olarak demografik bir dağılım anlamında nasıl bir sosyolojik yapıya tekabül ediyor. Grup üyelerinin kaçı yükseköğrenim görmüş, kaçı yabancı dil biliyor içinizde kolej eğitimi almış olanlar var mı Mesela grup içinde yurt dışında eğitim görmüş oradayken hayvan hakları alanında mücadele veren bir grupla irtibatlanmış birileri var mı?

HAKİM hakları aktivistlerinden oluşuyor. İş bölümü aslında herkesin ne yapmak istediğine ve yetkinliklerinin ne olduğuna göre belirleniyor. HAKİM yatay örgütlenen bir oluşum, evet ekipte daha fazla deneyimi olan kişiler var ama bu deneyimin hiyerarşi oluşturmasına izin vermiyoruz, deneyimlerimizi paylaşmaya ve birbirimizden öğrenmeye çalışıyoruz.

3-HAKİM olarak yurt dışında irtibatlı olduğunuz kuruluşlar var mı mesela herhangi bir uluslararası federasyona üye misiniz? Bu bakımdan HÂKİM yerel mi yoksa daha büyük kuruluşları bir parçası olarak enternasyonal boyutu da olan bir kuruluş mu?

İlk soruda da cevap verdiğim gibi uluslararası hayvan hakkı buluşmalarına gidiyoruz, yine daha önce söylediğim gibi kardeş derneğimiz ALARM ile ortak bir proje yaptık. Bunun dışında bu sene Hollanda’da bulunan Party For The Animals’dan destek aldık, yine partinin daveti ile organize ettikleri bütün etkinliklere katılmaya çalışıyoruz.  2018 yılından Burak ile birlikte Hollanda’da çalışma ziyaretleri yaptık bu ziyaretler sebebi ile tanıştığımız Sadece Avrupa değil Avrasya bölgesindeki aktivistleri ile de dirsek temasımız oluyor. Gürcistan’da hayvan hakları aktivistlerinin düzenlediği- artık düzenlenmeyen- Avrasya Hayvan Hakları Buluşması’na da katılıyorduk. Bu buluşmalara katılarak dayanışma ağımızı genişletiyoruz.

“Türkiye’de hayvan hakları alanında raporlama çalışması yapan başka bir ekip olmadığı için yaptığımız çalışma çok fazla gündem oluşturuyor. Oluşan bu gündem hayvan hakkı ihlallerinin daha çok konuşulmasına ve bu ihlallerin görünür olmasına sebep oluyor. Bu zaten bizim hedeflerimizden biriydi.”

4-HAKİm olarak ihlalleri raporlama süreciniz ne kadar zamandır var ve bu alanda ne tür kazanımlar oldu, bir tür ihbar hattı oluşturup bu hat üzerinden bu ihlallerin giderilmesi gibi bir süreç oluşabildi mi?

2016’dan beri ihlalleri raporlamaya çalışıyoruz. Raporları hazırlarken yaşadığımız ikincil travmalar sebebi ile bir süre ara vermek zorunda kalmıştık ancak bu sene tekrar devam etme kararı aldık. Bu sene bir ihbar linki oluşturduk ancak maalesef bu link üzerinden çok fazla ihbar gelmedi. Türkiye’de hayvan hakları alanında raporlama çalışması yapan başka bir ekip olmadığı için yaptığımız çalışma çok fazla gündem oluşturuyor. Oluşan bu gündem hayvan hakkı ihlallerinin daha çok konuşulmasına ve bu ihlallerin görünür olmasına sebep oluyor. Bu zaten bizim hedeflerimizden biriydi. Bunun dışında milletvekilleri, gazeteciler, aktivistler bizim verilerimizi kullanıyorlar, geçtiğimiz aylarda hayvan hakları ile ilgili verilen bir kanun teklifinde, bizim ocak ayı için yayınladığımız rapora gerekçe kısmında yer verildi, yine milletvekilleri tarafından verilen soru önergelerinde bizim raporlarımıza rastlamak mümkün.

Bunun dışında bazı ihlalleri CİMER üzerinden şikayet ediyoruz, bazı davalara da müdahil oluyoruz. 2004’ten beri Hayvanları Koruma Kanunu yürürlükte ancak kanun yetersiz, bu yetersiz kanunu bile işletemiyoruz. Türkiye’de yasalar var, çoğu yetersiz ancak bu yasalar bile uygulanmıyor. Maalesef bu durum ülkenin bütün adalet sistemine sirayet etmiş durumda.

Fatma Biltekin-HAKİM
Fatma Biltekin-HAKİM

5-Biraz da sizi tanıyalım bize kendinizden söz eder misiniz? Ne kadar zamandır kuruluşun içinde siz ve ne kadar zamandır kurum başkanlığı görevini sürdürmekteseniz?

Ben 10 seneden fazladır hayvan hakları alanında çalışıyorum şu an 30 yaşındayım. Bütün ayrımcılık biçimlerinin birbirini beslediğini düşünüyorum bu yüzden 2010 yılında kurulan Yeryüzüne Özgürlük Derneği ile çalışmaya başlamıştım. Ancak 10 sene önce hayvan hakları alanında çalışan çok fazla aktivist olmadığı için bu alanda çalışmayı seçtim. Burak’la özellikle hayvan hakları alanında çalışmaya karar verdiğimiz için 2014 yılında HAKİM’i kurduk. Kuruluşundan beri HAKİM’de raportör, eğitmen, bazı projelerde koordinatör ve sözcü olarak görev aldım. 9 Kasım 2019’da Burak’ı kaybettikten beri de HAKİM koordinatörü olarak çalışıyorum. Hiyerarşik ilişkiler kurmak istemediğimiz için bir başkanımız yok.

6-Hayvan Hakları konusuna ne kadar zamandır ilgi duyuyorsunuz, bu konuya ilişkin farkındalığınız ilk nasıl oluştu buna yol açan ve sizin için adeta bir dönüm noktası diyebileceğimiz bir olay oldu mu olduysa bize anlatabilir misiniz? Bu farkındalığı besleyen bir kitap oldu mu? Bu alanda okuduğunuz kitaplar hangileri idi size ve bilgi dağarcığınıza neler kattı.

Ben 15 yaşında otoriter ilişkilerin hayatlarımızı nasıl etkilediği üzerine düşünmeye başladım ve hayatımda dikey ilişkiler kurmamaya karar verdim. 18 yaşında anarşist oluşumlar ile mücadele etmeye başladım.  Yine 18 yaşındayken tabağımdaki etin en büyük tahakkümlerden biri olduğunu fark ettim ve vejeteryan oldum. 20 yaşında vegan olmaya karar verdim. Beni değiştiren şey izlediğim bir film ya da okuduğum bir kitap değildi aslında, anarşist düşünceden beslenerek hayvan haklarının bir adalet mücadelesi olduğunu fark etmem oldu. Açıkçası yapabileceğim en kolay şeyin hayvanlara zarar veren üretim ilişkilerinin dışına çıkmak olduğunu düşündüğüm için vegan oldum ancak bunun yeterli olmadığını bildiğim için de bu alanda çalışmaya karar verdim.

“HAKİM, bütün hayvanların en temel hakları olan yaşama, özgür olma, işkenceden uzak yaşama, beden dokunulmazlığı gibi haklarının geri kazanılması için mücadele eden bir oluşum. Biz geniş kafesler ya da bazı hayvanların hakları için değil bütün kafeslerin boşalması, bütün türlerin özgür olması için mücadele ediyoruz.”

7-Sizin de çok iyi bildiğiniz gibi dört duruş söz konusu bu alanda (bunların birbirinden kesin çizgilerle ayrılamayacak kadar içiçe olduğunu bilmekle birlikte yine de bir yelpaze oluşturduğunu göz önüne alarak- ki bu ayrımlar aynı zamanda hareketin katmanları gibi de- Hayvanseverler-en büyük çoğunluk kesim-Hayvan Hakları Savunucusu, Hayvan Refahçıları ve Hayvan Özgürlükçüleri. HÂKİM burada nerede duruyor ve siz kendinizi bu yelpazenin içinde nerede görüyorsunuz?

HAKİM, bütün hayvanların en temel hakları olan yaşama, özgür olma, işkenceden uzak yaşama, beden dokunulmazlığı gibi haklarının geri kazanılması için mücadele eden bir oluşum. Biz geniş kafesler ya da bazı hayvanların hakları için değil bütün kafeslerin boşalması, bütün türlerin özgür olması için mücadele ediyoruz.

Hayvan refahı, insanların vicdanları daha rahat bir şekilde hayvanları sömürmeleri için ortaya çıkan bir bakış açısı.  Hayvanların daha geniş kafeslerde yaşamaya mahkûm olmaları, şoklanarak öldürülmeleri hayvanların hayatında bir şeyi değiştirmiyor sadece bu hayvanların bedenlerini sömüren kişilerin hayvan sömürüsüne devam etmek için yeni bir bahaneler üretmesine sebep oluyor.

Türkiye’de hayvanseverlerin yıllardır verdiği mücadeleyi tabi ki yadsımıyorum. Çok değerli çalışmalar yapıyorlar ama yaptıkları şey genel olarak kedi ve köpek için korumacılık yapmak. Ancak bunu yaparken günlük alışkanlıklarında, yemek yerken ya da alışveriş yaparken başka hayvanların haklarının gasp edilmesini görmezden geliyorlar. Oysa kedi ve inek arasında, köpek ve tavuk arasında acıyı, mutluluğu hissetme anlamında bir fark yok. Korumacılığın ve sadece bazı türlerin haklarını savunmanın eksik bir mücadele yöntemi olduğunu düşünüyorum.

Tom Regan hayvan hakları tanımını kullanırken, Peter Singer hayvan özgürlüğü tanımını kullanıyor. Aslında fark şu, Singer hayvan için faydacılık perspektifinden bakıyor, çıkarların dikkate alınmasının eşitlik olduğunu savunduğu için hak yerine özgürlük tanımını kullanıyor. Regan faydacılık perspektifine karşı çıkıyor çünkü faydacılıkta, bireyin kendisinin değil, bireyin çıkarlarının daha önemli olduğunu, eşit içsel değerlere yer olmadığını ancak her canlının içsel bir değere sahip olduğunu ve canlılara bu ön kabul ile yaklaşmak gerektiğini söylüyor ve bu yüzden hak tanımını kullanıyor. Özellikle Türkiye’de hayvan özgürlüğünün ve hayvan haklarının aslında birbiri içine geçmiş iki tanım olduğunu düşünüyorum. Kendini hayvan özgürlüğü aktivisti ya da hayvan hakları aktivisti olarak tanımlayan kişilerin genel olarak aynı perspektiften baktığını görüyorum.

“Biz bütün ayrımcılıkların otoriter ilişkilerden beslendiğini düşünüyoruz. Cinsiyetçilik, ırkçılık, homofobi, türcülük.. arasında aslında pek bir fark yok. Bir ırkın diğerinden ya da bir türün diğerinden daha üstün olduğu fikri aslında bir öteki ve biz yaratma arzumuzdan ve yarattığımız adaletsizliği bir şekilde haklı çıkarma kaygımızdan kaynaklanıyor.”

8-HAKİM mensuplarının tamamı veganlardan mı oluşuyor, yapının içinde olmak için vegan olma ön şartı arıyor musunuz?

Şu an ekip tamamen veganlardan oluşuyor ancak ekibe dahil olmak için vegan olma ön koşulu yok. Daha önce vegan olmayıp ekibe dahil olan ve sonrasında vegan bir yaşam seçen arkadaşlarımız oldu. Buradaki bakış açım şu; vegan olmayan kişiler ile birlikte çalışabiliriz ancak eğer bu bireyler değişmiyorlarsa zaten bir şekilde ayrılıyorlar. Çünkü suni tohumlamanın tecavüz, etin cinayet olarak tanımlandığı ve mücadelenin bu perspektiften kurulduğu bir oluşuma süt içerek ya da et yiyerek dâhil hissetmek pek mümkün değil.

9-Komite olarak Hayvan ve İnsan arasında eşitlik düşüncesini savunuyor musunuz HAKİM’in kuruluş felsefesi ve nihai amacı budur denebilir mi?

Biz bütün ayrımcılıkların otoriter ilişkilerden beslendiğini düşünüyoruz. Cinsiyetçilik, ırkçılık, homofobi, türcülük.. arasında aslında pek bir fark yok. Bir ırkın diğerinden ya da bir türün diğerinden daha üstün olduğu fikri aslında bir öteki ve biz yaratma arzumuzdan ve yarattığımız adaletsizliği bir şekilde haklı çıkarma kaygımızdan kaynaklanıyor. Oysa hepimiz bu toplumda payımıza düşen şiddet ile yüzleşiyoruz ve bu şiddetin temelinde ikircikli ilişkiler yatıyor. Bu yüzden HAKİM bütün bu ayrımcılık biçimlerine karşı çıkan bir oluşum olma gayesi taşıyor.

10-Türkiye’de Hayvan Hakları mücadelesinin 10-15 yılını değerlendirecek olursak gelinen noktayı nasıl yorumlarsınız hareketin başardıkları başaramadıkları neler? Başarılar söz konusu ise bu başarılar kazanımlar nasıl elde edilebildi, başarısızlıkların nedeni neydi? Bu kapsam da hareketin bir swot analizi yapılacak olsa başarılı ve güçlü yönleri neler, başarısız ve zayıf yönleri neler?

Ben mücadelenin sadece Türkiye için değil bütün dünya için iyi bir noktaya geldiğini düşünüyorum. 10 sene önce veganlığı kimse bilmiyordu şu an daha fazla konuşuluyor, tartışılıyor. Artık pek çok içeriği internetten kısa bir arama ile bulmak mümkün, bilginin bu kadar hızlı yayılması da aktivist sayısını arttırıyor.

Türkiye’de hayvanseverlerin hayvan hakları konusunda bakış açıları değişmeye başladı, bunun dışında alanda çalışan pek çok oluşum mevcut bunların hepsinin kazanım olduğunu düşünüyorum. Bunun en büyük nedenlerinden biri de hayvan hakları mücadelesinin karşı argümanlar için çok sağlam cevapları olması.

Hayvan hakları hareketinin en zayıf noktası insan odaklı olmaması ancak bu zaman zaman güçlü bir yanda doğurabiliyor çünkü insan merkezciliğin bizi getirdiği nokta yeryüzü ve içinde yaşayan bütün canlıların pek çok sorunla yüzleşmesi oldu.

11-Harekete radikal hayvan özgürlükçüleri tarafından yöneltilen eleştirilerden birisi hareketin genel olarak ev hayvanları ile sınırlı olduğu, mezbahalar vb olgulara karşı çok etkisiz kaldığı, pet satış yerleri, at yarışları, hayvanat bahçeleri vb sorunlarda çok zayıf kaldığı hareketin kamuya yansıyan yüzünün de daha çok kediler ve köpekler düzeyinde olduğu yönün de bu eleştirilere ne diyorsunuz?

Bu eleştiriler tabi ki haklı ancak yıllar içinde birbirimizi anlamadan, saldırarak bir değişim sağlanamayacağına şahit oldum. Evet, bizler sinirli, bıkkın olabiliriz böyle olmamızda çok normal ancak özellikle aktivistler olarak kullandığımız dile çok dikkat etmemiz gerektiğini, saldırmadan eleştirerek mücadele etmemiz gerektiğine inanıyorum.

“Hayvan hakları hareketinin en zayıf noktası insan odaklı olmaması ancak bu zaman zaman güçlü bir yanda doğurabiliyor çünkü insan merkezciliğin bizi getirdiği nokta yeryüzü ve içinde yaşayan bütün canlıların pek çok sorunla yüzleşmesi oldu.”

12-Hayvan Hakları hareketine yöneltilen radikal eleştirilerden biri de eylemsellik özellikle de doğrudan eylem eksikliği sanki tüm çaba bir hayvan hakları yasası çıkartmak mış gibi? Mücadele daha çok hukuk alanında gibi? Bu eleştirilere ne diyorsunuz? Bu kadar çabaya rağmen neden bir hayvan hakları yasası çıkartılamadı? Şayet çıksa bile yurt dışındaki örnekleri gibi kapsamlı olabilecek mi? Yoksa usul yerini bulsun deyip konuyu sokak hayvanları ile sınırlı olacak.

Mücadele bir bütün, biz bütün yöntemleri kullanmak zorundayız. Eğer yasanın çıkması bazı hayvanların yaşam kalitelerini artıracaksa bunun için mücadele etmeye ama bunu yaparken de diğer hayvanların görmezden gelinen haklarına ve bunun bir çelişki olduğuna dikkat çekmeye devam etmek gerekiyor. Ben sadece doğrudan eylemin ya da sadece hukuki mücadelenin yeterli olduğuna inanmıyorum. Biz hem sokaklarda hem mecliste hem okullarda yani yaşamın her alanında olmalıyız.

Pandemiden önce gayet iyi giden bir yasama çalışması içindeydik. Evet, yasa pek çok hayvanın hakkını korumayacak ama belki yasada hayvanat bahçelerinin yasaklanmasını, yunus parklarının kapatılmasını,  hayvana şiddetin suç kapsamına alınmasını içeren maddeler olacak. Örneğin, hayvanat bahçesinde yaşamaya mahkûm olan bir hayvanı düşündüğümde hayvanat bahçelerinin yasaklanmasının büyük kazanım olduğunu düşünüyorum. Türkiye’de hak mücadelesi vermenin ve kazanım elde etmenin ne kadar zor olduğunu herkes biliyor bu yüzden yasanın hala çıkmamış olması açıkçası beni şaşırtan bir durum değil. Dünyanın hiçbir yerinde gerçekten tür ayırt etmeksizin hayvanların haklarını koruyan bir yasa mevcut değil, bütün hayvan hakları yasalarının türcü olduğu bir gerçek. Eğer yasa bizim istediğimiz gibi değişirse bence dünyaya örnek bir yasa olacak. Yasa çıktıktan sonra verdiğimiz mücadele bitmeyecek tabi ki çünkü yasa yeterli olmayacak. Her zaman yasal olan meşru değildir diyoruz; mezbahalar, deney merkezler, kürk çiflikleri, avcılık, balıkçılık, yumurta çiftlikleri, arıcılık, ipek böcekçiliği… yani hayvanların sömürüldüğü bütün tesisler bunun bir örneği. Bizim en temel amacımız toplumun hayvana bakışını değiştirmek bunun için kullanabileceğimiz bütün yöntemleri kullanmanın gerekli olduğunu düşünüyorum.

13-Avcılık meselesi son zamanlarda en şiddetli ihlallerden birisi haline geldi bu konuda devlet politikası oluşmuş durumda neden bu politika değiştirilemedi bu konuda nerede yetersiz kalındı?

Avcılık gereksiz bir ölüm olarak algılandığı için büyük tepki çekiyor buradaki çelişki aslında et yemenin, süt içmenin de gereksiz olması ancak ihtiyaç olarak görüldüğü için ortaya bir hak ihlali yokmuş gibi davranılıyor.

Avcılık erkliği yüceltirken aynı zamanda devlete büyük maddi kazanç sağlıyor. 2018-2019 Av yılında devletin elde ettiği gelir 74.9 milyon TL.  Ben burada aktivistlerin yetersiz kaldığını düşünmüyorum çünkü karşımızda köklü, kocaman bir sektör var. Mezbahaların da kapanmasını sağlayamadık bu aktivistlerin yetersiz olduğunu göstermiyor. Toplumsal değişim uzun zaman alıyor bizler gelecek nesillere bilgi bırakıyoruz, basamak oluyoruz; bizler ömrümüzün hiçbir döneminde süt çiftliklerinin kapatıldığını göremeyeceğiz ama bu toplumsal değişime katkı sağlamadığımız anlamına da gelmiyor.

“Mücadele bir bütün, biz bütün yöntemleri kullanmak zorundayız. Eğer yasanın çıkması bazı hayvanların yaşam kalitelerini artıracaksa bunun için mücadele etmeye ama bunu yaparken de diğer hayvanların görmezden gelinen haklarına ve bunun bir çelişki olduğuna dikkat çekmeye devam etmek gerekiyor.”

14-Tüm bu hayvan hakları yasası olsun, avcılık olsun burada temel eksik bu davaların kamuoyuna mal olamaması, kitlesel destek alamamış gibi olması görünüyor. Bu noktada bir özeleştiri ihtiyacı duyuluyor mu çünkü düşünürsek evinde hayvan besleyen çok sayıda insan var üstelik kentli kesimde bu konuda sizi destekliyor, hareket neden derinleşemiyor, eksik ne dil mi, örgütlenebilme başarısızlığı mı, grup sekterizminin aşılamaması mı?

Türkiye’de gittikçe sertleşen hava yüzünden insanların hak mücadelelerine destek vermeye korktuğunu düşünüyorum. Ben bir aktivist olarak eskisi kadar rahat konuşamıyorum çünkü başıma neler gelir emin olamıyorum bu da mücadele ederken sizi çokça kısıtlıyor. Birde en çok duyduğumuz şey “ülkede insan hakları yok siz hayvanların haklarından bahsediyorsunuz” cümlesi oluyor. Sanki hayvan hakları aktivistleri sorunlar yaşamayan bir kesim ve hiçbir dertleri olmadığı için hayvanlara kafayı takmışlar gibi bir algı var. Çok komik ama insanlar eylemlerde “fakir veganlar vardır” yazılı dövizler taşıyor.  Açıkçası hayvanları mal olarak gören bir düzende, et yemenin lüks olarak algılandığı bir ülkede derdimizin anlaşılması konusunda sorunlar yaşıyoruz.

Bunun dışında hayvan hakları hareketi çok yeni bir mücadele alanı. Kullandığımız yöntemlerin işlevselliğini deneme yanılma yöntemi ile anlıyoruz, tabi ki pek çok yanlışımız oluyor. Bizlerde deneyerek, yanlış yaparak öğreniyoruz.

Zeen is a next generation WordPress theme. It’s powerful, beautifully designed and comes with everything you need to engage your visitors and increase conversions.

Foto Galeri

Daha Fazla İçerik
japanese ufo
JAPONYA ARTIK UFO’LARI TAKİP EDECEK
%d blogcu bunu beğendi: