Azerbaycan-SMO-Milis Karabağ

ERDOĞAN CİHADİSTLERİ İHRAÇ EDEREK NEYİ YAPMAK İSTİYOR?

Emperyalist heveslere kapılmış Ankara devleti ya da derin devlet Erdoğan’ın emperyal heveslerine kapıyı soruna kadar aralamış durumda. Uluslarası bir skandalın açığa çıkmasından da rahatsızlık duymuyorlar çünkü kusursuz hizmette bulunarak ABD’de arkasına Trump’ı alan, Rusya’da da Putin’in iyi bir müşterisi olan ve Suriye’de Kürtleri terbiye edip Suriye ile anlaşmaya zorlamak amacına araç olan Erdoğan bu sayede cezasızlığın avantajlarını kullanıyor. Jerusalem Post Gazetesinden Seth J. Frantzman’da “Suriyeli savaşçıları küresel olarak kullanan Türkiye’nin gündemi nedir?” başlıklı yazısında bunu analiz ediyor.

Suriye’de Erdoğan tarafından dağılmış ÖSO yerine oradaki en radikal ve IŞİD’le benzer olan gruplar ve eski IŞİD savaşçılarından gruplarla yeniden dizayn ettiği kiralık ordusu olan Suriye Milli Ordusu mensubu güçlerin Suriye’de işledikleri savaş suçlarının gündeme geldiği hatta BM nezdinde kınanarak Türkiye’nin bu konuda hesap vermek zorunda kalacağı izlenimi veren açıklamaları ile uluslararası gündem olup gözlerin Türkiye’ye çevrildiği bir zamanda Libya’nın ardından Kafkasya’da da bu güçlerin Ermenistan güçlerine karşı Azerbaycan yanından savaştığı yönünde kanıtların arttığı ve Rusya’nın bu konudaki rahatsızlığının dillendirilmesi ile bu kiralık ordu uluslararası gündem olmaya da başladı. New York Times ’ten sonra İsrail’deki sağ eğilimli Jerusalem Post gazetesinden Seth J. Frantzman’da bu konuyu gündeme alan bir analiz yazısı kaleme aldı.

“Kuzey Suriye’deki Türk destekli grupların savaş suçlarına ve şimdi de diğer Türk destekli grupların Libya ve Azerbaycan’a konuşlandırılmasına dair kanıtlar oluşmaya devam ediyor. BM ve insan hakları grupları, Türkiye’nin desteklediği ve Suriyelilerin askere alınmasına yardımcı olduğu grupların Afrin ve Tel Abyad’daki ihlallerini belgeledi. Aynı zamanda Ocak 2020’den itibaren binlerce kişi Libya’ya gönderildi. Şimdi yüzlerce kişi Ermenilerle savaşmak için Azerbaycan’a gönderildi.” Diyen Frantzman bunun alışılmadık bir durum olmakla birlikte ilk olmadığına dikkat çekiyor savaş müteahhitliği dediğimiz olgu çerçevesinde bunun batılı devletler ve Rusya tarafından da kullanıldığını belirtiyor “Her ne kadar çoğu ülke, kendi savaşlarında üçüncü ülkelerden insanları silah altına almasa da son yıllarda askeri yükleniciler ve “paralı asker” kiralayan grupların ön plana çıktığına vurgu yapılan haberde, bunlar arasında Batılı güçler tarafından Körfez’de istihdam edilen yükleniciler ile Rusya tarafından Suriye, Libya ve Afrika’da hizmet vermek üzere tutulan paralı askerlere işaret ediliyor.

Savaş Müteahhitti Kullanan Diğer Devletlerden Farklı

Türkiye’nin ise bu devletlerden farklı olan bir motivasyonla bu işe kalkıştığına dikkat çekiyor. Bu kapsamda batılı ülkeler ve Rusya doğrudan doğruya kendi savaşları için profesyonel askerlerden oluşan güçleri kiralayarak bunlarla savaşıyor. Oysa Türkiye’nin yaklaşımı esas olarak Suriye’deki rejim değişikliği için aşırılıkçı diye tabir edilen terörist grupları bir araya getirip Esad’a karşı savaştırmaktı. Franztman Türkiye’nin daha sonrasında ise bu grupları Kürtlerle, Yezidilerle ve Hrıstiyanlar ile savaşta kullandığını ifade ederek şöyle yazıyor “Ancak bu “ulusal” güç o kadar ulusal değildi, çeşitli gruplardan oluşuyordu ve Ankara tarafından genellikle Kürtlere, Hıristiyanlara ve Yezidiler gibi diğer azınlıklara karşı tacizde bulunma yetkisi verildi. Dilleri aşırılıkçıydı ve aşırı sağcıydı ve genellikle “kâfirlere” karşı sloganlardan, IŞİD ve diğer grupların temelini oluşturan türden bir ideoloji olan nefret içeriyordu. Ancak, başkaları genç erkekleri motive eden şeyin dini aşırılık değil, para olduğunu iddia ediyor.” Dedikten sonra bunların Ankara’nın bir savaş konsepti olarak düşmanlarına karşı kendisinin yapamayacağı kirli işleri yapan bir tür maşa olduğuna dikkat çekerek “Kürt aktivist, silahsız genç kadın Hevrin Halaf’ı öldüren Ahrar al-Şarkiya grubu, bunu Ankara’nın emriyle yaptı. Askeri müteahhitler, onları öldürmek için genellikle silahsız kadınları mı ararlar? Genellikle değil. Paralı askerler, bu grupların yağmaladıkları gibi yağma yapar mı? Evet. Peki, Hamza bölüğü gibi grupların Afrin’de yapmakla suçlandığı gibi kadın kaçırıp kadın ticareti yapıyorlar mı?” diye soruyor ve şunu yazıyor “Bu, Hamza, Ceyş el-İslam, Ahrar el-Şarkiye, Sultan Murad ve Süleyman Şah tugayı gibi Türk destekli grupların ne anlama geleceği hakkında sorulara yol açar. 3.800 ile 17.000 arasında Libya’ya giden gruplarda bir dizi savaşçı vardı. Middle East Eye Şukur el-Şam ve Feylak el-Şamın savaşçı adamlar gönderdiğini iddia etti ve The Guardian ayrıca Feylak el-Şamın altını çizdi. Daha fazlası Sultan Murad Türkmen birliğinden ve diğerleri Ceyşul İslam’dan geldi. Suriye İnsan Hakları Gözlemevi de Mutassım Tugayı üyelerinin gittiğini söyledi. Suriye’ye gidenler arasında Türkmen birlikleri ve Hamza tugayı da var. Bazı savaşçılar katılmadan ve gitmeden önce diğer birimlerde görev yaptı. Süleyman Şah birimi üyelerinin de gönderildiği iddia ediliyor”.

Osmanlı Zamanında Bu Grupların Adı Başıbozuk ’tu

Frantzman bu bilgilerin ardından Dağlık Karabağa dikkatlerimizi yöneltiyor “Ankara’nın Suriye’nin Afrin ve Tel Abyad’ında, Libya’da ve şimdi de Karabağ’da kullandığı gruplar ağı, sadece tek seferlik bir kullanım ya da zorunluluk nedeniyle eşi görülmemiş bir karar değil, Suriyelilere yönelik alaycı ve hesaplı bir taciz. Bir NATO üyesinin mültecilere gidip onları yabancı çatışmalarda ölmeleri için toplamaya çalışması alışılmadık bir durumdur. Ankara bunu uluslararası cezasızlık nedeniyle yaptı.” Yorumunu yapıyor. Ardından da bunların Osmanlı Tarihindeki örnekleri ile başıbozuk diye tabir edilen bir özelliği sahip olduğunun altını çiziyor.

“Osmanlılar, Yeniçeriler de dâhil olmak üzere diğer birimleri yabancılardan aldı. Ancak Suriyelilerle ilişkiler aynı görünmüyor.  Görünüşe göre Ankara daha çok, kendi yönetiminden rahatsızlık duyan ve sık sık birbirleriyle savaşan çok sayıda silahlı adamdan kurtulmak için bu ihraç yöntemini tercih ediyor.

Türkiye’nin bu savaşçıları kullanmasına bakmanın bir yolu da Filistinlilere olanlara bakmaktan geçiyor. 1948 savaşından sonra milyonlarca Filistinli mülteci oldu ve bazıları yabancı ülkeler tarafından desteklenen birimlere katıldı. Bu Fedayiler birçok çatışmada savaştı. Genellikle başka savaşlar için gönderilmediler, ancak görünüşte İsrail’e karşı savaşan silahlı bir adam kitlesi yarattılar.

Yabancı Lejyon mu Yoksa Bir Frankestein mi?

Türkiye bu savaşçılarla bir Frankenstein mi yoksa bir Yabancı Lejyon mu yarattı? Şu açık ki, savaşçıları Suriye rejimine karşı savaşmak yerine, onları yurt dışına göndermek yeni bir fenomendir. Sistem çoğunlukla, hayali düşmanlarla savaşmak veya ‘cihat’ soslu dini propagandalara bezenmiş bir ödeme yöntemine dayanıyor. Bu dinsel-etnik-ekonomik teşviklerin karışımı ilginçtir, ancak Suriye dışına göndererek onları suiistimal eden öncelikle Türkiye’dir. Suriye’de savaşmak yerine uzak yerlerde Kürtlerle, Libyalılarla, Ermenilerle savaşarak mücadelelerine ihanet ediyorlar. Soru şu; Türkiye, İran’ın sahip olduğu gibi kalıcı birimler mi yaratıyor yoksa bu birimlerin kendi kendilerine çözülüp yok olmasını mı umuyor.” Şeklinde bir yorumda bulunarak bunların ihraç ürünü olarak Erdoğan’ın emperyal arzularını gidermek ve uluslararası düzeyde bunu kendi askerleri ile yaptığında açık bir savaş ilanı anlamına gelecek olmasından dolayı ateşteki kestaneleri alan bir maşa olduğunun altını kalın bir biçimde çiziyor.

Zeen is a next generation WordPress theme. It’s powerful, beautifully designed and comes with everything you need to engage your visitors and increase conversions.

Foto Galeri

Daha Fazla İçerik
Eko Anarşistler
EKO ANARŞİSTLER: ANTİ-FAŞİST CEPHENİN TAM ZAMANI
%d blogcu bunu beğendi: