ATLANTİS VE DİĞER KAYIP MEDENİYETLERE DAİR KANITLAR VAR GÖRÜNÜYOR

Medeniyetlerin Kökeni konusunda bilimsel olarak kabul gören bir tarih anlatısı var. Ancak bu anlatı ile uyumlu olmayan çeşitli arkeolojik bulgular kuşku çekiyor. Bu bulguların izinden giden bazı arkeologlar tarih öncesi uygarlıklar tezinin tamamı ile efsane olduğu tezini kabul etmiyorlar. Kayıp tarihin izini sürerek mevcut anlatıya meydan okuyorlar.

Ortaya çıkan yeni arkeolojik ve jeolojik keşifler gösteriyor ki çok yönlü ve gelişmiş medeniyetler büyük ihtimalle tarih öncesi zamanlarda da vardı. Şimdiye kadar arkeoloji bilimine göre insan uygarlığının başlangıcı, M.Ö 9600’de son bulan Buzul Çağ’dan sonra başlamıştır. Bu tarihten önce yaşayan atalarımız medenileşmemiş, avcı-toplayıcı ve toplumsal organizasyon ve mimari yeteneği olmayan primitifler olarak tanımlanmıştır. Sadece son Buzul Çağ’dan sonra, yani yaklaşık olarak M.Ö 4000 dolaylarında, Avrupa’nın birçoğunu ve Kuzey Amerika’yı kaplayan yaklaşık 3 km’lik derin buz tabakaları eridiğinde, insanlığın ataları mükemmel bir tarımcılık, daha gelişmiş bir ekonomi sistemi ve sosyal yapı geliştirmeye başladı.

Arkeologlar, ilk şehirlerin M.Ö 3500 dolaylarında Mezopotamya’da ve kısa bir süre sonra da Mısır’da kurulduğuna inanıyorlar. Avrupa kıtasında en eski megalitik siteler M.Ö 3000 yıllarına tarihleniyor ve günümüzde bilinen bir yapı olan Stonehenge’in ise M.Ö 2400 -1800 tarihleri arasında kurulduğu düşünülüyor.

Bu bize okullarda öğretilen ve modern toplumlar tarafından da inanılan, kurulmuş bir kronolojidir. Atlantis gibi tarihöncesi toplumlar birer mit olarak kabul ediliyor.

Ancak farklı düşünen bilim insanları ki yüksek medeniyetlerin, dünyada tarih öncesi çağlar boyunca da varolmuş olabileceğini ihtimal dışı tutmuyorlar. Endonezya Bilim Enstitüsü, Jeoteknoloji Araştırma Merkezi’nden Dr. Danny Natawidjaja bu konu hakkında şöyle söylüyor: ” Medeniyetlerin kökenleri hakkında bizlere öğretilen her şey yanlış olabilir. Arkeologlar tarafından kapı dışı edilip, mit olarak adlandırılan tarih öncesi çağlara ait Atlantis ve diğer büyük kayıp medeniyetler hakkındaki hikâyeleri kanıtlanmak için bilimsel veriler ortaya çıkarmaya başladık.”

Atlantis konusu da arkeologlar arasında çokça tartışılan bir konu. Ana akım arkeolojiye göre Atlantis ve onunla çağdaş ya da ondan önce var olduğu düşünülen uygarlıklar birer efsane. Ancak bunun tersini düşünen ve bu olasılığı dışlamayan tarihçiler ve arkeologlar ise az sayıdaki kanıt niteliğinde saydıkları bulguların peşine düşerek bu uygarlıkların varolmuş olabileceği kanısındalar.

Atlantis’in Bilimsel Kabul Edilecek Kanıtları Var

11,000 sene önce büyük bir uygarlık var mıydı? Bu uygarlık hemen hemen hiç iz bırakmadan yok oldu mu? Böyle bir olay şüphesiz insan belleğinde derin bir iz bırakırdı. Felaketten kurtulanlar çocuklarına o korkunç günleri anımsatırdı, onlarda aynı şekilde çocuklarına anlatırlardı. Atlantis öyküsünün kalıntılarını dünyanın her tarafında görmekteyiz diyorlar.

Platon Atlantis’te sıcak ve soğuk suların yerden fışkırdığını yazmıştı. Bu olay volkanik bölgelerde olduğu gibi, Atlantis dağlarının su üstünde kalmış tepeleri olduğu varsayılan Azor adalarında da görülür. Platon, Atlantis’te kırmızı ve siyah taşlardan duvarlar inşa edildiğini yazmıştı, halen bu renklerde volkanik taşlar Azor kıyılarında görülür. Ayrıca insanların dünyanın yassı olduğunu ve denizin (Atlas Okyanus) dünyanın sonundan boşluğa aktığı inanıldığı bir devirde, Amerika kıtasının keşfinden 2000 bin yıl önce, Platon açıkça Amerikan kıtalarının varlığını dile getiriyordu.

Platon Atlantis’in atların yurdu olduğunu ifade etmişti. Binlerce sene evvel atların ilk soylarının Amerika’da bulunduğunu ve sonradan bu kıtadan yok olup Asya’da varlığını sürdürdüğü bilinir. Ayrıca, Atlantis de fillerin bulunduğunu da yazmıştı. Çeşitli Kızılderili medeniyetlerin kalıntılarında fil kabartma motifleri halen açıklanamamıştır. Paleontologlar Amerika’da mamut kemikleri ilkel insanların yontma taş silahları ile birlikte bulmuşlardır. Ancak fillerin soyları, atlar gibi tufan sonrası bu kıtalardan silinmişti. Platon’un Atlantis öyküsünde tarif ettiği kabuğu sert meyve Hindistan cevizi olabilir, bu meyvede ancak adalarda yetişir.

Platon’un öyküsü açısından diğer ilginç bir izlenim, Atlas Okyanus’un kıyılarında çok eski yerleşim ve uygarlık bölgeleri oluşudur. Kuzey Amerika’daki yapıtlara ve Peru’da Nazca yapıtlarına benzer esrarengiz yapıtları buralarda görmek mümkündür. Son zamanlarda yapılan bir araştırmaya göre, bu kıyılardaki megalit (büyük taş) yapıtlar, sanıldığından çok daha eskidir.

Atlantis’in Batışına Dair İzler Mevcut

11,000 sene önce Atlantis’in Batmasına neden olan bir felaketin olduğuna konusunda izleri ve kanıtlar vardır. Bilindiği gibi, son buzul çağın sonu 10,000 sene önceydi. O zamanlardan önce bütün Kuzey Avrupa kalın bir buz örtüsü altındaydı. Dünya su miktarının büyük kısmı buz halinde kara üzerinde oturduğu için su seviyesi daha düşüktü. Deniz coğrafyası buluntularına göre Atlas okyanusuna boşalan nehirlerin izleri deniz diplerine kadar devam ediyor ve bir zamanlar su altında olan kıyıların şu anda deniz altında olduğunu gösteriyor. Amerikan Jeoloji Cemiyetinin 1936 yılında yayınladığı bir bildiriye göre Atlas Okyanusun’da deniz seviyesi tertiary çağından günümüze dek iki buçuk kilometre kadar inme ve yükselme göstermişti. Bazı jeologlar ve deniz coğrafyacıları bir zamanlar Atlas Okyanusu’nda bir kıta olduğunu kabul ediyorlar, ancak onun Platon’un verdiği tarihten önceki bir devirde bulunduğu konusunda karar vermeyi tercih ediyorlar.

R. F. Walworth ve G. W. Sjostrom’e göre son buzul çağında su seviyesinin düşük olması Atlantis’in varlığı için yeterli bir sebeptir. Bu iki araştırmacıların geniş bir araştırmaya dayanan tezlerine göre periyodik gelen zincir volkanik patlamaları dünyanın geçmişinde uzun buzul çağlar yaratmıştır. Bazı jeolojik izlere göre buzlar bütün kıtaları kaplamıştır, su seviyeler inip yükselmiştir. Halen güncelliğini kazanan ve Donelly tarafından ortaya atılan bir teze göre, Atlantis’in batması ile daha önce onun yüksek dağları tarafından engellenen sıcak Gulf Stream akıntısı Kuzey Avrupa’ya ulaşarak buzların erimesine yol açmıştı. Halen yolunda devam eden bu sıcak hava akımı Avrupa’nın ısısını bulunduğu enleme rağmen ılımlı tutmaktadır. Oysa, aynı enlemde bulunan Rusya’daki şehirler çok daha soğuk iklimlere sahiptir.

Kuzey Sibirya’da buzlar altında on binlerce donmuş mamut cesetleri vardır. Geçen asır sonlarında bu mamutlar’dan en az 20.000 çok iyi durumda fildişi çıkartılarak piyasaya sürüldüğü kaydedildi. Bu mamutların toplu bir felakete kurban oldukları ortadadır. Ani bir donmadan ölen bu mamutlardan bazıların ağızlarında halen yemekte oldukları otlar bulunduğu görülmüştür. Karbon 14 testleri onların yaklaşık 12,000 sene evvel öldüklerini gösteriyor. Profesör Frank C. Hibben’e göre son buz çağın sonuna gelen bu devrede sadece Kuzey Amerika’da 40 milyon hayvan ölmüştü. Amerika’da Niagara şelalelerin 12.500 yıl evvel meydana geldiği hesaplanmıştır. Cordilleras dağlar yaklaşık 10,000 sene evvel meydana geldiler. Karbon 14 testlere göre şu anda Bermuda civarlarında deniz altında olan geniş bir bölgede 11,000 sene önce sedir ormanları vardı. Aynı şekilde İngiltere’ye yakın Kuzey Denizi, İrlanda ve Grönland yakınlarında deniz diplerinde binlerce sene önce denizin dibini boylamış ormanlar görülür. Unutmamalı ki karbon 14 testlerinde çıkan neticelerde biraz kayma olabiliyor, onun için bütün bu olaylar aynı anda meydana gelmiş olabilir, ancak olayların çoğu Atlantis’in batış tarihine uyuyor .

And Dağlarındaki Liman Resmi Anlatıya Meydan Okuyor

Tomas şöyle yazıyor, “And sıra dağlarının nispeten yakın, insanların gemiler kullandıkları bir dönemde aniden yükselmiş olması gerekir. Eğer bunu reddedersek, Büyük Okyanus’tan 300 kilometre uzaklıkta ve 3800 metre yükseklikte Titicaca gölünde bir deniz limanın bulunmasının açıklanması olanaksız olur. Rıhtımlarda gemi halatlarının halkaları o kadar büyük ki onlar sadece deniz aşırı gemiler için kullanılabilirdi. Bu Ant dağlarındaki limanda halen deniz yosunu kalıntıları bulmak mümkündür. Bir çok yükselmiş kumsal sahil şeridi de var. Titicaca gölünün güney kısmı halen tuzludur.”

Atlas Okyanusunun ortalarında Platon’un işaret ettiği yerde deniz altında nispeten sığ olan geniş bir arazi vardır. Bunun adı Orta Atlantik Çıkıntısı (Mid-Atlantic Ridge) dir. Bazı Atlanatologlar, onu batmış kıtanın kalıntıları olarak kabul ederler. 1949 yılında Colombia Üniversitesinden Professör M. Ewing bu düzeyde yaptığı araştırmalarda 4 ile 5.5 kilometre arasında deniz dibinde bir kumsal sahil şeridi bulundu. Kum ancak atmosfer şartlarında erozyonla meydana gelir, su altında oluşması mümkün olmadığına göre bu plajın battığı kaçınılmaz. Atlas Okyanusunun dibinde geniş alanların lavla kaplı olduğu görüldü. Fransız jeolog Pierre Termier’e göre su altından alınan lav örnekleri cam basalt lav türündedir ve ancak su dışındaki atmosferik basınç altında katılaşabilmektedir. Eğer su altında katılaşsaydı kristal halini alırdı. Ayrıca Termier bu lavların katılaşmalarından kısa süre sonra suya girdiğini tespit etti. Bu lavların 15,000 sene içinde suda çözülmeleri gerektiğini belirtilerek, onların Platon’un öyküsüne kuvvetli bir kanıt olduğu kaydediliyor.

1968 yılında ise, Karayiplerdeki Bimini civarlarında yapılan keşifler bilen arkeoloji ile ters düşmekteydi. Neticede su altında bir megalit (büyük taş) duvar veya yol bulundu. O zamandan beri Bimini yolu arkeolojik incelemelere tabi tutuldu. Yakınlarında yivli mermer bir sütün parçası ve harç ile sıvanmış bir kiremit parçası bulundu. Bimini yolunun insan işi olduğu şüphesiz, bir gözlemcinin dediği gibi, “Doğa kare şeklinde taş yaratmaz, ve taşları da sıra halinde dizmez”. Deniz seviyesinin son buzul çağında yükselmesini göze alarak burasının en az 8 bin yıl

Zeen is a next generation WordPress theme. It’s powerful, beautifully designed and comes with everything you need to engage your visitors and increase conversions.

Foto Galeri

Daha Fazla İçerik
Mardinde RES Sorunu
KUŞLAR RÜZGARI EKONOMİ İÇİN KULLANIYORMUŞ
%d blogcu bunu beğendi: