Atlantis Uzaylı Sömürgecilerin Merkez Karargahıydı

ATLANTİS UZAYLI SÖMÜRGECİLERİN MERKEZ ÜSSÜ MÜYDÜ?

Amerikalı bir araştırmacı yazar Michael Tsarion dünyanın kadim medeniyetleri olduğu söylenen ve tüm dünya söylencelerinde kayıt altına alınmış olan Lemurya ve Mu medeniyetlerinin temelde uzaylı bir medeniyetin ana karargahı olarak kurdukları ve apalachya adı verilen kıtada inşaa edilen Atlantis’te, yine uzaylı ırk olan Nefilimlerin genetik müdahaleleri sonucu Homo Neanderthalensis ile bu ırkın melezi olan Homo Atlantis kök ırkına dayandığını iddia ediyor.

William Bramley, Laurence Gardener ve Erich von Daniken geleneğinden gelen Michael Tsarion isminde bir araştırmacı yazar Atlantis üzerine yazdığı kitabında dünya tarihi üzerine gizli kalmış yönlere dikkat çekiyor. Ana akım bilimin dikkate almadığı dünyamızın eski zamanlarda dünya dışı medeniyetlerce ziyaret edildiği ve bugün bilinen insanlık tarihinden çok daha önce varolmuş kök ırkların mekânı sayılan Atlantis, Mu ve Lemurya uygarlıklarının-ki ana akım bilim bu uygarlıkların varlığını da reddeder- aslında uzaylı bir medeniyet tarafından kurulduğunu iddia ediyor. Bu iddialarını ise kadim metinlere dayandırıyor.  Onun iddiasına göre Atlantis Sümer efsanelerinde Tiamat adı verilen ama aslında bir gezegen olan bir yerden dünyaya gelmiş uzaylı bir ırk (Nefilimler) tarafından kurulan bir yer. Daha doğrusu bugün Atlantis olarak bilinen bu yer bu uzaylı ırkın (ki sürüngen bir ırka dayandığını iddia ediyor) dünyadaki ana karargâhıydı.

Michael Tsarion, Atlantis; Uzaylı Ziyaretçiler Ve Genetik Manipülasyon isimli kitabında dünya dışı katılımın medeniyet üzerindeki sonuçlarını değerlendiriyor ve diğer “ziyaret” uzmanlarının gözden kaçırdığı birçok çıkmaza açıklık getirmeye çalışıyor. Kitabında, Atlantis ve tarihöncesinin kayıp kıtaları hakkındaki dezenformasyonu açıklığa kavuşturuyor. Modern zamanların planlanmış kaosuna odaklanıyor ve günümüzün siyasi ve askeri entrikalarının köklerinin eski geçmişe nasıl dayandığını ortaya koyuyor.

Atlantis Irkı Genetik Manipülasyonun Ürünü

Tsarion kitabında Atlantis Konusunda bugüne kadar hiç değinilmeyen bir konuya değiniyor. Tsarion teknolojik olarak çok çok üstün bir uygarlık olan Atlantis, Lemurya ve Mu’nun bu uzaylı işgalciler ve onlara yönelik isyanın sonucu olduğunu yazıyor. Çıkış noktası ise tür olarak kötü niteliklerimiz. “Kötülük olgusunun nasıl ortaya çıktığına dair başka bir cevap olabilir mi? Cevabın atalarımızın eski kayıtlarında ve “tanrıların” veya “meleklerin” ziyaretinden bahseden tufan öncesi ve sonrası çağların mitlerinde ve efsanelerinde olduğuna inanıyorum. Bazı önemli araştırmacılar, bu varlıkların aslında dünya dışı varlıklar olduğunu belirtti. Kim olduklarına, neden buraya geldiklerine değiniyorum ve varışlarından sonra ana karargâhlarını şimdi Atlantis dediğimiz yerde kurduklarını ve oradan yüzyıllar süren bir melezleme programını başlattıklarını gösteriyorum. Dünya ırklarına genetik müdahaleleri, birisi de”Homo Atlantis” olarak adlandıracağım birkaç melez yaratıkla sonuçlandı. Son 10 bin yıl veya daha fazlasının yaşayan her bir “Ademik” insan bu istisnai melezden türemiştir. Her birimizin hem “insan” hem de “uzaylı” DNA’sı var.”

Tsarion Kelt ve Arthur efsanelerinden Ramayana ve Mahabharata’ya kadar dünyanın çeşitli mitlerinde bize anlatılanın tam olarak bu olduğunu, aynı zamanda, jeolojik kayıtlardaki ve insanların biyolojisi ve genetiğindeki son bilimsel bulguların da bu olgulara işaret ettiğini vurguluyor.

Atlantis İnsanlarca Kurulmadı

Atlantis’in, gelişmiş insan uygarlığının merkezi olmadığını yazan Tsarion “Daha ziyade, Dünyayı kolonileştiren yabancı varlıkların yaratışı ve yuvası oldu. Dünyanın her yerinden bu ziyaretten bahseden 30.000’den fazla metin var ve bunlar yalnızca bin yıl boyunca bozulmadan kalmış metinler.

Atlantis ve garip “Tanrı-Adamlar”dan İncil, Enoch Kitabı, Ramayana, Mahabharata, Vedalar, Shastralar (Hindistan), İskandinav Edda, Zend Avesta (Pers), Codex Chimalpopoca (Toltec), Popul Vuh (Maya), Galler Üçlüsü, Visuddhi Magga (Budist), Dört Usta Yıllıkları (İrlanda), Ipuwer ve Ermitage Papirüsler, (Mısır), Cuauhtitlan Yıllıkları (Maya) ve diğerleri gibi kadim metinlerde söz edildi. Yüzlerce kültür tarafından çeşitli adlarla kaydedilen bir isim olan Atlantis, Antilla, Amenti, Arallu, Attala, Atvantika, Aztlan, Azatlan, Atlantia, Atli, Asgard, Avalon, Arcadia, Arktos, Agartha, Shangri-la, Hyperborea olarak adlandırılmıştır. , Tula, Rutas, Thule, Hesperides, Hy-Brasil, birkaçından bahsetmek gerekirse. Orijinal Elysian Tarlaları’ydı. Keltler ve Galyalılar, atalarının evlerini daha sonraki dönemlerin peri folkloruna geçen çeşitli isimlerle adlandırdılar. Efsanelerinde Finias, Murias, Gorias ve Falais ile Tir Tairngire (Vaat Ülkesi), Mag Mell (Mutluluk Ovası), Tir fa tonn (Deniz Altındaki Kara), Tir nam beo ( Yaşayanlar Ülkesi) ve Tir nan og (Gençlerin Ülkesi veya Sonsuz Gençliğin Ülkesi).”

Tiamat Gezegeni’nden Geldiler

Tsarion Güneş Sisteminde Varolan NASA’nın Niburu dediği, eski çağlarda ise Tiamat adı verilen bir gezegen de yaşayanlar galaksiler arası bir savaş nedeni ile bizim gezegenimize sığındıklarını belirtir.

“Tiamat gezegeninin yüzeyi çoğunlukla büyük okyanuslardan oluşuyordu. Yıkılmasının ardından, bu muazzam tuzlu sular Dünya’nın atmosferine girerek, insanlığın yaşayacağı iki büyük tarih öncesi tufan ve sıkıntıdan ilkine neden oldu. Uzaylı istilacıların bu durumdan tam olarak yararlandıkları ve kolonizasyonu sağlamak için harekete geçtikleri düşünülüyor.  Ziyaretçilerinin güçlü tanrılar olduğuna inanan dünyanın kafası karışmış ve zayıflamış sakinlerinden yana hiçbir direnişle karşılaşmadılar.. İlk çağlarda Dünya’da Appalachia, Tyrhennia, Beringia, Fennoscandia ve Oceania olarak adlandırılan en az beş bütün kıta vardı. Şimdiki kıtalarımız bunların kalıntılarıdır. Altlarında, kelimenin tam anlamıyla binlerce mil yer altı geçitleri, mağaraları ve sığınakları vardı. Bunlardan bazıları bugün kalıyor ve uzmanlar çoğunun doğal olarak yapılmadığını biliyor. Örneğin Cüceler, Troller, Elfler, “Küçük İnsanlar” ve İskandinav “Dağın Altındaki Kral” gibi ilginç mit ve masallarımızın çoğu bu yeraltı dünyalarıyla ilgilidir. Neredeyse tüm Amerikan yerli kabileleri, Dünya yüzeyinin altındaki orijinal ikametlerinden bahsederler. Göklerdeki savaşın galipleri olan takipçiler, yanlışlıkla düşmanlarının Tiamat’ta olduğunu düşünerek onu tamamen yok ettiler. Bu korkunç davranışa ve ardından gelen sonuçlara tanıklık edildi ve kaydedildi”

Kolonizatörlerin Kurduğu Uygarlık ve Melez Irk Homo Atlantis

Tsarion Uzaylı Sığınmacıların kendi gezegenlerinin yıkımından ve takipçilerinden kurtulduktan sonra yer altından yer yüzeyine çıktıklarını ifade ederek olayları şöyle sıralıyor. “Nefilim, yeraltı sığınaklarından yükseldikten hemen sonra komşu gezegenlere ve yıldızlara göre Dünya’nın ölçümlerine başlamak zorunda kaldı. Dünya kesinlikle onların evi değildi, ama acil bir durumda hiç yoktan daha iyiydi. Ancak aniden geldikleri için ve kendi tercihlerine dayalı olmadığından, göksel konum olarak nerede oldukları konusunda bir çıkmaz içindeydiler ve gelecekte nereye gidecekleri konusunda bir ikilem içindeydiler.”

İlk şok atlatıldıktan sonra o dönemki dünyanın yerli sakinleri olan Neandertallara köle işçi olarak kullanan Tiamatlılar Stonhege’den Göbeklitepeye kadar bugün gördüğümüz birer rasathane ve ilkel takvim görevi gören taş anıtları yaptırdılar. Böylece bulundukları yerin konumunu ve galaksi de nerede olduklarını anlayabileceklerdi. “Nefilimler, ana karargâhları Atlantis’i Appalachia kıtasında kurdular. Bu merkezden, yakın zamandaki göksel felaketle sarsılan kültürlerden ve kabilelerden alınan yerli Dünya sakinleri üzerinde deneyler yapmak için bir araya geleceklerdi… Atlantis’te, yabancı kökenli gezegenden getirilen ekipmanla yerli Dünya insanları üzerinde genetik deneyler başlatıldı: “Daha sonra yarattıkları ırk, “Yılanların Oğulları”, hem yabancı babalarının hem de yerli Dünya insanlarının, Homo Sapiens’in DNA’sına sahipti. (İncil’de “yaratmak” kelimesinin doğru çevirisi “inşa etmek” dir.) Bu genetik olarak yaratılmış yavrular, “Edinu Bahçesi veya Cennet Bahçesi” nde yaratıcılarının ihtiyaçlarına hizmet etmek için yapılmıştır. Onlar “Homo Atlantis” dir… Bu ilk doğan soy, en sonunda, dayatılan köleliklerinden rahatsız olmaya başladı. İnsani nitelikleri ve duyarlılıkları öyleydi ki, sadece zekâ bakımından yüce değillerdi, aynı zamanda dünya dışı efendilerinin tamamen yoksun olduğu ahlaki ve manevi bir boyuta da sahiplerdi. Bunun sonucunda, sevmedikleri ve fiziksel olarak sayıca üstün oldukları yaratıcılarına açıkça direnmeye başladılar. Bu “Yılanın Oğulları” nın, yüce niteliklere sahip olmadıkları için efendilerinin üstünlüğünü kabul etmeyecekleri yazılmıştır. Son olarak, belirsiz bir sürenin ardından, “Yılanların Oğulları” nın çoğunluğu “Edinu Bahçeleri” nden (Atlantis) ayrılır ve Appalachia kıtasını terk ederek Okyanusya adasına, daha sonra, bugünkü Pasifik Okyanusunda Lemurya olarak bilinen yere taşınarak. Burada yüksek bilimleri de uyguladıkları gelişen bir medeniyet kurarlar.” (Atlantis, Alien Visitation and Genetic Manipulation)

Zeen is a next generation WordPress theme. It’s powerful, beautifully designed and comes with everything you need to engage your visitors and increase conversions.

Foto Galeri

Daha Fazla İçerik
DAVUTOĞLU SORDU: KİM KORKAR BASINDAN?
%d blogcu bunu beğendi: